Bir kadının, Neylan'ın hikâyesi...
Bir kayboluşun, kendini arayışın ve belki de en önemlisi, kendini bulma cesaretinin öyküsü.
Neylan, bir üniversitede Sanat Tarihi hocasıdır. Ve aynı üniversitede çalışan heykeltıraş Levent’e âşıktır. Ama bu aşk, tam anlamıyla bağımlılıktır. Neylan, bu ilişkide hep kendinden ödünler vermekte, fedakârlıklar yapmaktadır. Sayfalar ilerledikçe Neylan’a üzülmemek elde değil. Onun yerine kendimizi koyduğumuzda, yaşadığı kırgınlıkları ve içindeki sessiz çığlıkları iliklerimize kadar hissediyoruz. Bir yanda, sürekli onun aklını meşgul eden Levent var. Onun hatalarını biliyor, görüyor ama kabullenemiyor. Diğer yanda ise Levent’in vurdumduymazlığı, kırıcı sözleri… İnsanı çileden çıkaran bir adam Levent. Ama sadece ona mı kızmalı? Neylan’a da sitem etmeden duramıyor insan. Neden sürekli kendisine zarar veren bir adama tutunuyordu? Neden kendisini hiçe sayan bu sevgiyi aşk sanıyordu?
Bir gün annesiyle yaptığı bir konuşmanın sonunda aklına bazı sorular takılır ve Neylan'ın yolculuğu başlar. Adı Nergis Kasabası olan bir yere… Kendi doğduğu, ama belki de kim olduğunu unuttuğu yere… Peki, bu yolculuk onun için ne anlama gelecekti? Kendi yaralarını sarabilecek miydi?
"Tüm unuttuklarımızı içinde barındırdığı için gerçekten de ev ‘tekinsiz’ olabilir mi? Evi dağılanın yurdu genişler mi? Ev, hayallerde hep kendisine dönülen midir? Ev, içinde düşlemeyi barındırdığı için mi ömrümüz boyunca her kurduğumuz düşte dönüp gelmek isteriz?" Neylan, zihnindeki sorularla evini aradı durdu. Ama ev, sadece bir mekân mıydı? Yoksa bir ruh hali mi? Bir insan mı? Bir hatıra mı? Neresiydi Neylan'ın evi?
Kitabı genel olarak beğendim. Yazarın sade, akıcı ve sürükleyici bir anlatımı vardı. Cümleler, sayfalar akıp gidiyordu. Ayrıca öyle güzel, anlamlı ve derin cümleler vardı