“Anlıyorum.”
Hayır. Anlamıyorsun, diye geçirdi içinden Viktor. Üstelik bu yüzden sana kızmıyorum bile. Çünkü sen benim yaşamak zorunda kaldıklarımı yaşamadın. Hiçbir zaman bir saman çöpünü bir ağaç kütüğü şeklinde görecek kadar büyük bir umutsuzluğa kapılmadın.
"Dört yıl boyunca ne en küçük bir yaşam belirtisi ne de bir iz. Bazen telefonun çalmasını ve bize kızımızın cesedinin nerede olduğunu söylemelerini arzu ettim. Gerçekten de tahmin etmekle bilmek arasındaki muğlaklıktan daha korkunç
bir durum olamayacağını sanıyordum. Fakat yanılmışım. Bundan daha korkuncu nedir, biliyor musunuz?”
Doktor Roth soran gözlerle ona baktı.
“Gerçek.”
Jodi Picoult beğendiğim bir yazar. Genelde öyle konular ele alır ki doğru yanlış terazisi elinizde anlamını yitirir, farklı bakış açıları oluşturur. Bu kitapta genel tarzının biraz dışında. Nazi kampından sağ kurtulmuş bir Yahudi kadının travmasıyla nasıl başa çıkmaya çalıştığını okurken, bir yandan da SS subayının zalimlik düzeyine nasıl çıktığını da okuyoruz. Eskiden yapılmış bir suç yıllar sonra da suç mudur, insanın DNA'sına kadar işleyen bir travma ile nasıl başa çıkabilir gibi soruların cevaplarını arıyoruz. Başlarda çok ayrıntı anlattığı için yazara kızmıştım ama kitabın sonunu öyle güzel bağlamış ki söyleyecek söz bulamıyorum.
HikayeciJodi Picoult · April Yayıncılık · 2014396 okunma