Jodi Picoult

Jodi Picoult

Yazar
8.8/10
686 Kişi
·
1.633
Okunma
·
125
Beğeni
·
6626
Gösterim
Adı:
Jodi Picoult
Unvan:
Amerikalı Yazar
Doğum:
Nesconset , Long İsland , New York , Amerika Birleşik Devletleri, 19 Mayıs 1966
1966 yılında, Nesconset Long Island'da doğdu. Beş yaşındayken yazmaya başladı. Princeton Üniversitesi'nden mezun. 
Size şunu söyleyeyim: Yalnız biriyle tanıştığınızda size ne anlatırsa anlatsın aslında yalnızlığı sevdiği doğru değildir. Asıl sebep, daha önce dünyayla bütünleşmeyi denemelerine rağmen insanların onları sürekli hayal kırıklığına uğratmalarıdır...
Fırından yeni çıkmış, sıcacık ve taptaze ekmekten daha dünyevi bir şey olabilir miydi?
Jodi Picoult
Sayfa 23 - April Yayıncılık
"Kardeşim her türlü mitolojik yaratığa, perilere, ejderhalara, kurt adamlara ve dürüst insanlara inanırdı."
Jodi Picoult
Sayfa 55 - April Yayıncılık
450 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
▪ İlgi çekici bir konu, mükemmel bir kurgu... Kız Kardeşim İçin, duygu yüklü bir kitap. Okuma listesi oluştururken tesadüfen karşıma çıkan kitap, konusu ve yapılan yorumlar itibariyle bende büyük bir merak uyandırmıştı. Romanın beklentilerimi fazlasıyla karşıladığını, okuduğum en iyi kitaplardan biri olduğunu kesinlikle söyleyebilirim.

▪ Küçük kahramanımız Anna, lösemi hastası olan ablası Kate'in yaşam savaşını kazanabilmesi için birçok operasyon, nakil geçirmiştir. Anna, uygun bir donör bulunamamasının ardından Kate ile tam doku uyumunun sağlanabilmesi için dünyaya getirilmiş son derece özel bir çocuktur. Ailesi tarafından yedek parça muamelesi görmeye başladığını düşünen Anna'nın yaşadığı iç çekişme, içinde bulunduğu psikolojik durum ve aile üyelerinin tüm bu yaşananlara verdiği tepkiler anlatılıyor kitapta. Jodi Picoult kitabında olayları tek tek aile bireylerinin ağzından anlatıyor.

▪ Kız Kardeşim İçin son derece dramatik bir kitap. Henüz bu kitabı okumamış olanlara gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim. Ayrıca kitap 2009 yılında "Kız Kardeşimin Hikayesi" ismiyle sinemaya uyarlanmış. Cameron Diaz, Alec Baldwin gibi isimleri kadrosunda bulunduran filmi de en kısa zamanda izlemeyi planlıyorum.
528 syf.
·20 günde·Beğendi·9/10
Hikayeci'yi tek bir kelimeyle tanımlayın deselerdi benim için o kelime "harikulade" olurdu. Gerçekten harika bir kitap okudum. Cengiz Aytmatov'un Toprak Ana eserinde yer verdiği cümlelerden biri olan "Söyle bana Toprak Ana gerçeği söyle: İnsanlar savaşmadan yaşayamazlar mı?" cümlesi kitap boyunca zihnimde dolandı durdu. Bir taraftan da insanların, toplumların savaşmadan, birbirlerine, dünyaya zarar vermeden duramadıkları, duramayacakları gerçeği belirdi düşüncelerimde, ne yazık ki... Yazıya savaş olgusunu kullanarak başlamamın nedeni Hikayeci'nin İkinci Dünya Savaşı sırasında yaşanan soykırımı ele alıp bugün ve o dönem arasında köprü kurması.

Hikayeci'nin konusu kısaca şöyle: Ekmek fırınında çalışan Sage Singer insanlarla bağ kuramayan bir kadın. Bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıdaki arkadaşlarından biri Josef Weber isimli, doksanlı yaşlarında bir adam. İkisinin arasındaki dostluk bağı giderek güçlenirken Josef Sage'den kendisini öldürmesini istiyor. Bunun nedenini ise geçmişinde bir Nazi subayı olması ve yaptıkları nedeniyle acı çekmesi olarak açıklıyor. Bunları Sage'e anlatıyor çünkü Sage Yahudi bir aileden geliyor, daha da önemlisi büyükannesi bizzat toplama kamplarında bulunmuş ve bu kamplardan kurtulabilen şanslı(!) kişilerden.

Jodi Picoult'la Kız Kardeşim İçin adlı kitabı ile tanışmıştım. Kız Kardeşim İçin'i çok beğenmiş ardından yazarın diğer kitaplarını okumaya karar vermiştim. Hikayeci uzun zamandır elimdeydi ancak bir türlü başlama fırsatını yakalayamamıştım. Kitabı bitirdim, şimdi ise neden daha önce okumamışım diye düşünüyorum. Gerçekten çok fazla şeye geç kaldığımı hissettim. Küçücük bir Alman çocuğunun bir canavara nasıl evrildiğini, yine küçük Polonyalı, Yahudi bir kızın elindeki her şeyi birer birer yitirirken hayata nasıl tutunduğunu türlü duygular içinde okudum. Kitapta Sage'in büyükannesi Minka'nın torununa savaş yıllarını anlattığı kısımlar benim için en etkileyici kısımlardı. Bu bölümleri okurken insanoğlunun en büyük düşmanının yine kendisi olduğu gerçeği insanın yüzüne defalarca çarpıyor. Yazarımız Jodi Picoult belli ki bu kitap için detaylı araştırmalar yapmış. Çünkü sonuçta kitapta ismi geçen yerler gerçekten var olmuş yerler, yani Hikayeci kurgu olsa da sonuçta birileri oralarda, o yıllarda gerçekten bu tür şeyler yaşadı. Bu durum kitabın beni daha çok etkilemesine neden oldu. Kitapta da adı geçen Auschwitz ve Bergen-Belsen toplama kamplarında insanların neler yaşadıkları sorusu aklımda dönüp durdu. Hattâ daha önce sadece kitabının ismini duyduğum Anne Frank'in, Bergen-Belsen kampında henüz on altı yaşındayken öldüğünü öğrendim ve Anne Frank'in Hatıra Defteri'ni de okumaya karar verdim.

Jodi Picoult Hikayeci'de okurun duygularına hitap etmeyi çok iyi bildiğini göstermesinin yanında okuyucuyu şaşırtmayı da başarıyor. Cidden bu kitabı okurken binbir türlü duyguya bürünmeniz olası, en azından benim için öyleydi. Kiitabı okurken ben olsaydım ne yapardım sorusunu defalarca kendime sordum ancak net bir sonuca ulaşamadım. Adalet-intikam arasındaki o ince çizgiyi aşmamak o kadar zor ki... Kitapta altı çizilecek mükemmel cümleler, tekrar tekrar okunacak harika paragraflar da mevcut. Kısacası ben ilk sayfasından son sayfasına, başından sonuna çok güzel bir kitap okudum. Bu kitabın zihnime hayatıma, duygularıma bir şekilde değdiğini; bana daha önce de hiç bakmadığım bir bakış açısı kazandırdığını düşünüyorum. Zaten benim için en önemlisi de buydu. İnsanların kendilerinin seçemedikleri şeyler nedeniyle ölüme gönderilmeleri, bunun sadece o dönemle sınırlı kalmayıp dünya üzerinde hâlâ yaşanıyor ve hattâ yaşanacak olması gibi acı verici gerçekler ve bu kitap özelinde, bir babanın, kızıyla birlikte gözleri önünde başından vurularak öldürülen insanların beyin parçalarının kızına aldığı çizmelere sıçraması sonucu kızına "Söz veriyorum Minka başından değil göğsünden vurularak öleceksin." demesi... İnsana bizimki de dert mi, sıkıntı mı dedirten nice üzücü olay. Hikayeci'yi mutlaka okuyun, okutun...
600 syf.
·29 günde·Beğendi·8/10
Bilenler bilir, yabancı dille eğitim veren kurumlarda genelde bir seviyede “American Short Stories”, “Modern Short Stories” tarzı kitaplar okutulur. Öyküler -ingilizcesiyle “Short Story”ler- aslında Amerikan edebiyatının ve dolayısıyla bir dönem dünya edebiyatının belkemiğini oluşturmuşlardır. Rip Van Winkle, 39 Basamak ya da Walter Mitty hep o yıllardan aklımda kalan hikayeler. Tabii bir dönem diyorum, son yıllarda böyle öykü derlemelerini bulmak fazla mümkün olmuyor. Yeni basımlarda bile 1800 ile 1900’lü yılların başlarındaki öykücülerin o bildik klasiklerini okuyabiliyoruz genelde. Öykücülük eskide kalmış başka bir mücevher sanki.

Peki üstünde koskoca kırmızı fontlarla Neil Gaiman yazan bu kitap bu derleme öykü olayının neresinde? Topladığı bu, bazıları ülkemizde de çok iyi bilinen, güruhla ne yapmaya çalışmış bu edebiyatın mega starı? Para kazanmak mı tek amaç?

Bilemeyiz elbette:) Kendisi öyle demiyor tabii, bilinen bir derlemeci ve öykü yazarı olan Al Sarrantonio ile birlikte yıllardır özlemini duydukları bir şeylere girişmişler önsözünde belirttiklerine bakılırsa; iyi yazılmış merak uyandıran öyküler okumak ve okutmak. Bunun için tanıdıkları yazarlara haber salmışlar ve okuyucuya “Peki, sonra ne olmuş?” sorusunu sordurabilecek öyküleri beklediklerini söylemişler. BU meydan okumayı kabul eden roman/öykü yazarları zaten kitabın künyesinde mevcut. Aralarında Chuck Plahniuk, Peter Straub, Joyce Carol Oates, Jodi Picaoult, Michael Moorcock ve tabii Neil Gaiman’ın da bulunduğu 27 yazar künyede yazdığı gibi “Bize daha önce bin kez gördüğümüz bir şeyi sanki ilk kez görüyormuşuz gibi sunacak o büyülü̈ ışığa sahip öykülerini” bize sunuyor. Sunuyor da ne oluyor, geçekten soruyor muyuz Neil Gaiman’ın istediği gibi o kritik soruyu?

Kendi adıma konuşursam kitabı okurken bir kere bile sıkılmadım. Öykülerin hemen hepsi insanı bir yerinden yakalamayı başarıyor. Fantastik hikayeler var, korku hikayeleri, polisiye hikayeler, sürrealist hikayeler, durum hikayeleri, kadın hikayeleri, ironik hikayeler. Uzun hikayeler var, kısa hikayeler var, umut veren hikayeler var, umutsuzluğa sevk eden hikayeler var. Merak var ama hepsinde. İki üç hikaye dışında hiçbiri hayal kırıklığına uğratmadı beni açıkçası.

Tüm hikayelere girip girmemek konusunda kararsız kaldım, ama zaten bu kitabı alan olursa – hala satılıyorsa eğer- tüm öyküleri okuyacağını düşünüyorum, bu yeni masallardaki (Kitabın orijinal ismine gönderme:) Yine de Kan (Roddy Doyle ), Fosil Suretler (Joyce Carol Oates) , Siyah Dağlarda Bir Mağaradır Hakikat (Neil Gaiman), Yıldızlar Kayıyor (Michael Marshall Smith), Juvenal Nyx (Walter Mosley), Ağırlıklar ve Ölçüler (Jodi Picaoult), Yakala ve Bırak (Lawrence Block), Geçmiş Başlasın Atık (Jonathan Carroll), Terapist (Jeffery Deaver), Paralel Çizgiler (Tim Powers), Burun Tarikatı (Al Sarrantonio), Merdivencinin Oğlu (Joe Hill) bence öne çıkanlardan.

Çoğunu söylemişim zaten, umarım okumak isteyenler kitabın baskısını bulabilir. Hikayeyle kalın.
450 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Bu kadına bayılıyorum. Bir gün bir kitap yazabileceğimi bilsem kesinlikle böyle kitaplar olmalarını isterdim. Kitabın sonunda gerçekten şaşırdım ama düşününce başka nasıl olabilirdi ki diyorum. Kitapta birçok ahlaki konu tartışılmış olsa da mahkemenin sonucunun ne olması gerektiği hakkındaki fikrim başından beri sabitti. Belki bu yüzden Sara'ya hiç anlayış gösteremedim hatta sevemedim. Yine de kitabın sonunu düşününce ona acımamak elde değil. Okuduğum mükemmele en yakın romanlardan.
448 syf.
Jodi Picoult, bu kitabında daha önceki hiçbir kitabında denemediği bambaşka bir kurgu oluşturmuş. Spoiler vermemek adına bunu açıklamak istemiyorum ancak şunu kesinlikle diyebilirim ki Jodi Picoult sevin ya da sevmeyin, bu kurgu sizi kitabın son 50-40 sayfaları arasında müthiş oranda ters köşe yapacak. Ben daha kendime gelmeye çalışıyorum. Bu kurgunun bir diğer benzeri Nicole Kidman in bir filminde de vardı diye anımsıyorum tabi kitapla film apayrı. Ama ben, Jodi filmden esinlenmiş olabilir mi diye düşünmeden edemedim.
Hikâye okura aktarılırken, filler ile ilgili sempatik ve beni oldukça şaşırtan bir çok bilgi serpiştirilmiş bölüm girişlerine, yani kitap okunduktan sonra, fillerle ilgili de bir çok bilgi edinmiş oluyorsunuz. Filler konusunda, onların yasa dışı avlanması, sirklere satılması, yasadiklari eziyetler, doğal yaşamlarından koparilmalari okura yalın bir dille aktarılmış. Bunu yaparken ki aktarımı önemli çünkü alışkın olmayanlar için bilimsel makaleler okumak sıkıcı geliyor. Özetle, filler hakkında verdiği bilgileri, herkesin anlayabileceği şekilde aktarmış ve tabi filler şu kadar kiloda bu kadar yaşar şöyle avlanır gibi (bana göre) kısır bilgilerden ziyade, onları ölümleri, kederleri olduğunda nasıl davrandıkları ya da çocuklarını nasıl yetiştirdiği gibi farklı noktalara değinerek aktarmış. Bunu yaparken bir çok yerde, insan doğasıyla filleri kıyaslamış ki bu çok etkileyiciydi bana göre.
Yazar bir farkındalık yaratmaya çalışmış. Her kitabında bu amaç var ama ilk kez bu amacını gümbür gümbür hissettirmis."Bir fil öldürdüğünüzde, yavrularını da öldürürsünüz." Bu cümle beni çok etkiledi.. kitapta uzunca açıklanıyor bu cümle o yüzden, detaylandirmak istemiyorum.
Bilen bilir Picoult hikâyelerini, bütün karakterlerin ağzından ve tabi onların gözüyle yaşatarak ilerletir. Bu kitapta aynen bu şekilde ancak, önceki kitaplarda olduğu gibi, insanın duygu durumunu ve olaylar karşısında verdikleri tepkilerin çeşitliliğini bu defa yeterince ifade edebildiğini düşünmüyorum. Bunu düşünseydi sanırım kitap daha uzun olurdu ama bence daha tatmin edici de olurdu. Kitabı okumaktan çekinmeyin derim, oldukça akıcı, her sayfa buram buram gizem kokuyor. Merak duygusu her bölümde sizi karşılıyor. Ama Jodi Picoult ile tanışmak için doğru kitap mı ? İşte bu sorunun cevabını bilemiyorum.
604 syf.
·11 günde·Beğendi·10/10
SPOİLER İÇERİYOR....
HAMİLE KALSANIZ... ÇOCUĞUNUZ ENGELLİ OLARAK DOĞACAK....YA DA BU KİTAPTAKİ GİBİ HALK ARASINDA CAM KEMİK DENİLEN OSTEOGENESİS IMPERFECTA HASTALIĞI İLE DÜNYAYA GELECEĞİNİ BİLSENİZ ....ONU KÜRTAJ YOLU İLE ALDIRIR VEYA ONU DÜNYAYA GETİRİR MİYDİNİZ?

ONU DÜNYAYA GETİRDİNİZ DİYELİM...ONUN BUNDAN SONRAKİ HAYATINI İYİ YAŞAMASI İÇİN EN YAKIN ARKADAŞINIZIN HAYATINI MAHVEDER MİYDİNİZ?

KİTABI OKURKEN SÜREKLİ KAFANIZDA DÜŞÜNECEĞİNİZ SORULAR BU...

AMA KESİN OLAN BİR ŞEY VAR Kİ HERKESİN NE OLURSA OLSUN YAŞAMAYA HAKKI OLDUĞU....
450 syf.
·Beğendi·7/10
Kitab`ı Esengül`ün sayesinde keşfettiğimi belirtmek isterim ilk önce. :)
Kitap, kız kardeşi hasta olduğu için dünyaya getirilmek zorunda kalınan diğer kız kardeş- Anna`nın hep ikinci olma, sırtına yüklenen " hayat kurtarma " zorunluluğundan bahsediyor.

Kate, daha 3 yaşındayken ona lösemi teşhisi koyuluyor. Tek çare ilik nakli ve buna uygun tek aday erkek kardeşi vardır. Ama erkek kardeşin iliği Kate uymayacaktır. Bunun içinse doktor yeni kardeşin dünyaya getirilmesini önerir. Ebeveyinler, tüp bebek yöntemiyle yeni " kurtarıcı " bebeğe sahip olurlar. Tüp bebek olduğu için, bebeğin cinsiyyeti, iliği, kan değerleri kendileri tarafından seçilir. Anna daha dünyaya geldiği ilk saniyelerden ablasını kurtarmak için görevlendirilir.

Ne acı değil mi?

Bedeniniz üzerinde hiçbir söz hakkınız yoktur. Aslında siz bir amaç için doğdunuz : kız kardeşinizi kurtarmak! Küçük yaşta daha bebeklerle oynayacakken kordonlarla boğuştunuz...

Yazar, karekterleri ( Kate`den başka ) tek tek konuşturmuş. Ayrı ayrı bölümlerden oluşan kitap`da her karektere yer ayrılmış. Benim en çok dikkatimi çeken karekter Sara ( anne).
Onu anlamağa çalıştım aslında. Çocuğu hasta. Yıllardır tek amacı onu kurtarmak. Başka bir amacı yok. Gülmeyi bile kendine yasaklamış. Gülerse vicdan azabı çekiyor adeta. Çocuklarını ( diğer ) ihmal ediyor. Onların eğlencesini, büyümesini, triplerini, iç çekişmelerini göremiyor. Kendinden, çocuklarından uzaklaşıyor haberi yok. Tek sorunu Kate ve hastalığı... Kate`nin kurtulması için ne gerekirse yapabilir. Doktor, iki çocuğunu getir karşında keselim Kate iyileşecek dese, hiç şübhem yok kabulederdi belki de. Buna bir misal; Anna daha 13 yaşındayken ondan Kate için böbreğini istiyor. Üstelik Kate bu ameliyyatı olursa bile değişen bir şey yok. Anna bunun için ailesine tıbbi dava açıyor. Olaylar zaten bundan sonra okuyucuya sunuluyor.

Kitapta beğendiğim kısımlar :
Karekterlerin ince ince düşünülerek seçilmesi. Mesela, Sara bir anne olaraktan duygusal açıdan güzel işlenmiş. Okuyucu hem yargılaya hem kabullene biliyor.
Erkek kardeş, yalnızlığı, ailesinin ihmali yüzünden düşdüğü durumlar, dikkat çekme eylemleri çok hoş.
Kate`nin adından konuşmaması hoşuma gitti. Bence yazar, tüm bu insanları Kate yüzünden topladığının farkında, onun için ona fazla söz hakkı tanımıyor.
En beğendiğim Campbell`ın isim / soyad seçimi. Dikkat çeken, farklı akılda kalan / kalmayan isim seçimi. Campbell`in (avukat) köpeği- Yargıç. Bu ikiliyi beğendim. Sanki yazar, karekterler üzerinde çalışmış gibi bir izlenim veriyor.

Beğenmediğim kısıma gelirsek :
Her anlatılan olayda zıplayışlar vardı. Örneğin ben size " Kız Kardeşim İçin" den yorum yapıyorsam, cümlemi bitirmeden, siz olayın nereye bağlandığını öğrenmeden " Notre- Dame`nin Kamburu " na geçiyormuşum gibi. Bu halde ne yaparız? Aklımız karışır elbet ki. Bu kısımlar vardı. Ben öyle hisse kapıldım ki, yazar, bilerekten zıplamalara yer vermiş. Karmaşıklık olsun diye.

Film tadında kitap. Filmi de varmış zaten. Okumadan önce araştırdığımda yıllar önce seyrettiğimin farkına vardım. Filmini daha çok sevdiğimi hatırlıyorum. Sizden ricam, ben bulamadım siz bulursanız bana da linkini atmanız :)

Not : Kitap Cuma`dan sonra sonlanıyor. Bu da fazlaca yarımkalmışlık hissi verdi. Okuyanınız varsa bana nerede sonlandığını söyleye bilir mi? :)

Keyifli okumalar.
528 syf.
Yazarın ilk okuduğum kitabı. Ancak iyi ki tanışmışım bu yazarla dedirtti bana. . Her ne kadar aşk romanı olarak adlandırılsa da polisiye ve psikolojik olarak da düşündürecek ve etkileyecektir. Doğdukları andan itibaren birlikte büyüyerek arkadaşlık sonrası sevgili olan daha sonrasında da sevgili olan Harte ve Gold ailelerinin çocuklarından birisinin intihar kararını uygulaması sonucu erkeğin katil olarak yargılandığı romanda en beğenerek okuduğum mahkeme sürecinin anlatıldığı bölümlerdi. Sonunu merak ederek büyük bir keyifle aldığınıza ve okuduğunuza pişman olmayacaksınız. Bol kitaplı günler...
450 syf.
·2 günde·10/10
İnceleme öncelikle bir uyarı ile başlamak isterim; kalp, şeker, tansiyon problemi olanlar bu kitabı okumasınlar ya da ilaçlarını alıp okusunlar (özellikle de sonlara doğru).

Kitabı bitirince mideme yumruk yemiş, üzerimden tır geçmiş gibi hissettim. Hikayenin bu kadar yüreğe dokunması insanın içini acıtıyor. Kitabın sonlarında sakinleşmek için sık sık ara vermem gerekti.

Aslında kitabın filmi olan "Kız Kardeşimin Hikayesi"ni izlemiştim. Nasıl olsa konuyu biliyorum diye kitabı okumayı erteliyordum. Ta ki Buse arkadaşımızın tavsiyesine kadar. #42582175
Şöyle söylemeliyim; kitapla film farklı daha doğrusu film kitabın küçük bir kısmını almış diyebilirim.

Kitabın konusu basitçe hasta bir çocuk ve onu yaşatmak isteyen ailesinin çabası, seçme şansı olmayan diğer bir çocuk gibi görünse de "görünmez" ve "vazgeçilmiş" diğer çocukların da hikayesi derinden etkiledi beni. Sonu ise ters köşe yapıyor.
Daha önce yazarın "Cam Çocuk" kitabı çok sarsmıştı beni ama bu kitap onu da geçti. Mutlaka okuyun.
450 syf.
·Beğendi·10/10
Eğer bittiğinde dünyaya dönmeniz, kendiniz olduğunuzu anlamanız zaman alıyorsa, gözyaşlarınız kitabın sayfalarını ıslatıyorsa, her karakterin yaşadıklarını en içinizde hissederek okuyorsanız ve kitapla vedalaştıktan sonra etkisinden bir türlü kurtulamıyorsanız, karakterlere veda etmek ağırınıza gidiyorsa bana göre o dram gerçek bir dramdır. Bugün yorumlayacağım roman bu anlamda şimdiye kadar okuduğum en derinden etkileyen kitaptı.

Kitaptan öğrenebileceğiniz o kadar çok şey var ki. Anna'nın yaptıklarını aslında neden yaptığı, hasta bir kızın yaşadıkları ve bunun çevresindeki herkesi nasıl etkilediği, kardeş sevgisi ve evlat sevgisi gibi değerler kitaptaki önemli noktalar.. Kitapta annelik dışında aynı zamanda doktorluk, hemşirelik, avukatlık gibi meslekler ve hastalıklar hakkında da bilgi sahibi oluyorsunuz.
Kitabın verdiği mesajlar da öyle güçlü ki. Bazen karar veremeyecek kadar çaresiz olduğunuzda o kararı sizin için veren ilahi bir güç olduğunun farkına varırsınız. Bazen gerçekten acı olduğunu düşündüğünüz şey aslında başka bir şeyin getirdiği acıyla birlikte daha geri planda kalır. Güzel mesajlarla dolu olan kitap aynı zamanda son derece sürprizli bir kitap. Keskin virajları var. Sizi derinden sarsacak olan bölümün nereden ne zaman geleceğini asla kestiremiyorsunuz. Öyle ki kitabın daha ilk sayfasında "ya şöyle olursa" diye aklınızda belirip kaybolan bir şeyi sizin yüzünüze öyle bir çarpıyor ki, bu beklenmediklik sizi öyle hazırlıksız yakalıyor ki sayfaları geri geri alıp tekrardan okumaksızın idrak etmekte zorlanıyorsunuz. Kitapta gerçekten ağladım hem de hüngür hüngür. Kitap sayfaları ıslandı. Gözlerimin buğusu kaybolana dek kitaba ara vermek zorunda kaldım. O kadar manidar yerler vardı ki. Tüylerim diken diken oldu. İliklerime kadar işledi kitabın her satırı. Uzun süre etkisinden çıkamayacağıma adım gibi emin olduğum bir kitap.

Üslubuna gelince gayet başarılı buldum. Kitapta her karakterin kendine ait anlatımlarının olduğu bölümler vardı ve hepsininki yeni basımında farklı puntolarla yazılmıştı bu da çok hoş bir detaydı bence. Bazı bölümlerin başında Milton, Sheakspeare gibi ünlü şairlerin eserlerinden yapılan alıntılar da bölümün özünü öyle güzel yansıtıyordu ki, kitaptaki hiçbir şeyin rastgele olmayıp bir amaca hizmet etmeleri son derece hoşuma gitti. Harika bir dram okumak isteyenler için şiddetle tavsiye edebileceğim bir eserdir. Asla pişman olmayacaksınız. Tam puan verilmeyi hak eden çok kaliteli bir eser. Keyifli okumalar. :) detaylı yorumlar için;
http://yorumatolyesi.blogspot.com.tr/...ardesimicin.html?m=1

Yazarın biyografisi

Adı:
Jodi Picoult
Unvan:
Amerikalı Yazar
Doğum:
Nesconset , Long İsland , New York , Amerika Birleşik Devletleri, 19 Mayıs 1966
1966 yılında, Nesconset Long Island'da doğdu. Beş yaşındayken yazmaya başladı. Princeton Üniversitesi'nden mezun. 

Yazar istatistikleri

  • 125 okur beğendi.
  • 1.633 okur okudu.
  • 39 okur okuyor.
  • 1.067 okur okuyacak.
  • 34 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları