Adı:
Cam Çocuk
Baskı tarihi:
Ağustos 2015
Sayfa sayısı:
604
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756006337
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Handle With Care
Çeviri:
Cihat Taşçıoğlu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
April Yayıncılık
Sürekli bir şeyler kırılır.

Bardaklar, tabaklar, verilen sözler, yürekler... Buzu kırabilirsiniz; dalgaları da; sessizlik bile bir anda paramparça olup dağılır. Zincirler kırılır; bağlılıklar, dostluklar, yeminler...

Kısacası yaşamdaki birçok şey kırılgandır. En çok da yaşamın kendisine yönelik bağ...

Kırık dökük bir hayatın içinde osteogenesis imperfecta hastalığıyla dünyaya gelen bir bebek: Cam Çocuk Willow. Sayısız kırıkları sarmaya çalışan bir anne: Charlotte. Buz gibi görünümü altında parçalanan bir baba: Sean. Kardeşinin kırıkları altında ezilen bir diğer kız: Amelia. Ve Charlotte'nin biricik arkadaşı ve doktoru: Piper. Buzun üstünde gezinen bu karakterlerin etik ve kişisel karar­larla ilgili söyleyecek çok sözü olacak.

Jodi Picoult Cam Çocuk'ta bir kez daha edebi dehasıyla son derece kaygan bir zeminde önemli ve kışkırtıcı sorulara yanıt arıyor.

"Picoult kestirilemez bir ihtişamla yazıyor. " "Picoult abartılması güç derecede iyi yazıyor. "
-Stephen King, Financial Times-

"Picoult sıcak konulara parmak basmakta üstatlaştı, hatta kahin seviyesine geldi. Bizi doğru ve yanlış üzerine düşünmeye zorlayışı karşısında afallamamak imkansız. "
-The Washington Post-
(Tanıtım Bülteninden)
Bir evde çocuklardan birinin özel bir durumu varsa diğer çocuk ihmal edilir. Evet evet biliyorum özel durumu olan çocuğun daha çok ilgiye ihtiyacı vardır. Normal (Bu da ne demekse) olan çocuk bencillik yapmamalıdır kardeşinin özel durumuna saygı göstermelidir. Ah evet evet normal olan çocuk kardeşinin bu özel durumuna rağmen kendi sorunlarından bahsederek bencillik yapmaktadır. Kardeşinin durumu yanında onun dertleri küçük şeylerdir nasıl dile getirmeye cüret eder! Kendinden utanmalı(!)
İste tüm bunlar toplumun normal olan kardeşe bakış açısıdır malesef. Oysa ki normal olan kardeşinde insan olduğu gerçeğini atlarlar. Onun sorunları olmasına izin vermezler. Peki ama özel durumu olan çocuk nasıl bu durumda olmayı kendisi seçmediyse, normal olan çocuk da böyle bir kardeşe sahip olmayı kendi isteğiyle seçmemiştir. Bu onun seçimi olmamasına rağmen o da bir bedel öder. Kimsenin görmek istemediği görenlerin de 'kardeşinin durumu yanında bu ne ki' diye küçümsedikleri bir bedel...
İşte beni bu kitapta en çok etkileyen kısım buydu. Cam çocuğun ablasının ağzından anlatılan kısımlar.. Cam çocuğun özel durumu nedeniyle herkesin unuttuğu ablası Amelia!
Amelia'nın da söylediği gibi 'Bunun senin için kolay olduğu değil söylemek istediğim. Ama benim için de yeterince zor ve ne zaman sana bakıp hayatımın berbat olduğunu düşünsem, kendi hayatımı düşünüyor olmaktan ötürü kendimden biraz daha nefret ediyorum.'(sayfa29)
Bunu yaşamayan anlayamaz. Bu kitapta ilk defa anlaşıldığımı hissettim. Willow için üzülürken Amelia'yı anladım.
Kitabın beni en çok etkileyen noktasından bahsettikten sonra gelelim kitabın asıl konusuna. Öncelikle Jodi Picoult olayları her karakterin ağzından anlatan tarzı ile okuyucuyu olaylara herkesin gözünden baktırıyor. Okurken herkese hak verdim sanırım. Spoiler vermemek için ne olduğunu söyleyemesemde Piper için üzüldüm. Willow için üzüldüm. Charlotte için üzüldüm bir yandan da çok kızdım ona ama içten içe ben olsam ne yapardım diye düşünmeden de edemedim.
İlk kez Yapboz kitabı ile tanıştığım Jodi Picoulttan yine beni çok etkileyen sarsan bir eser Cam Çocuk.. Herkese tavsiye ederim ve bir küçük ricam var okurken Amelia'yı ihmal etmeyin. Evet biliyorum Willow'un durumu çok zor ama Amelia içinde hiç kolay değil okurken ona da dikkat ederseniz göreceksiniz...
İyi okumalar...
Cam Kemik hastalığı hakkında biraz bilgiye sahiptim ancak bu kitabı okuduktan sonra hastalığın ne kadar zor olduğunu çok daha iyi anladım. Yazar hastalığı kitaba çok güzel adapte etmiş ancak kitapta çok fazla tıbbi terim vardı ki bu benim çok hoşuma gitmiyor, bazılarını okumakta bile zorlanıyorum.

Sonunu her ne kadar biliyor olsam da kitabı okurken bundan etkilenmedim ve severek okudum. Yalnız konunun biraz fazla uzatıldığını düşündüm, sanki bazı noktalar çokta önemli değil gibi hissettim. Genel olarak güzeldi, yazarın diğer kitaplarının bir tık gerisinde görsem de okuması zevkli bir kitaptı.

Daha fazlası için; http://yorumatolyesi.blogspot.com/...uk-kitap-yorumu.html
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.328 Oy)19.086 beğeni43.464 okunma3.028 alıntı183.274 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.0/10 (9.711 Oy)11.458 beğeni28.539 okunma1.575 alıntı149.612 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.735 Oy)13.441 beğeni34.597 okunma3.421 alıntı146.358 gösterim
  • Olasılıksız
    8.5/10 (6.223 Oy)6.924 beğeni20.209 okunma713 alıntı113.754 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.585 Oy)9.092 beğeni25.397 okunma1.545 alıntı126.927 gösterim
  • Bin Muhteşem Güneş
    8.9/10 (4.878 Oy)5.430 beğeni16.239 okunma918 alıntı77.330 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.302 Oy)9.266 beğeni25.686 okunma1.835 alıntı118.984 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.567 Oy)8.847 beğeni28.768 okunma844 alıntı139.910 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.912 Oy)8.865 beğeni26.379 okunma2.666 alıntı115.013 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.672 Oy)5.778 beğeni19.714 okunma847 alıntı101.425 gösterim
Çok uzun süredir bu kadar kalbimi kıran bir kitap okumamıştım sanırım. Tüm kitap boyunca empati yapıp bunun üzerine gözyaşı dökmeme engel olamadım.
Willow, osteogenesis imperfecta hastalığıyla dünyaya gelmiş bir çocuk. Yani bir cam çocuk. Hapşırırken, gülerken, uyurken dahi kemikleri kırılabiliyor. Kitabı Willow'un annesi Charlotte, babası Sean, ablası Amelia, annesinin en yakın arkadaşı ve doktoru Piper ve de avukat Marin'den okuyoruz.
Willow'un nasıl bir hayat yaşadığını ve çevresindeki insanların ne hissettiğini onların gözünden anlamış oluyoruz. Kitap Charlotte'nin kusurlu doğum üzerine bir dava açmasıyla olan şeylere değinmişti.
Her tarafta da yıkım olur mu be kardeşim? dedirtti kitap bana.
Kitapta en sevdiğim karakter Amelia'ydı sanırım. Willow'u saymıyorum, çünkü onu zaten çok sevdim ama Amelia... Willow gibi diğerlerinin de yaşadıkları ağırdı. Özellikle de Amelia'nın yaşadıkları.
Son olarak isyan edip gidiyorum. Neden öyle bir son? Cidden neden, sevgili yazar?
"Kırılan şeyler - kemikler, kalpler- tekrar bir araya getirilebilir; ancak hiçbir zaman eskisi gibi olamazlar..."

Uzun süre etkisinde kalınacak bir kitap!

Kitaba ismini veren Cam Çocuk, tedavisi olmayan , doğuştan bir kemik hastası, (Osteogenesis Imperfecta) . Hastanın en ufak bir tökezleme, eğilme , hapşırmada, kemiklerinde ciddi kırıklar oluşuyor. Annesi ise onun bakımında dolayı maddi ve manevi zorluklar yaşıyor.
Hasta kızına daha kolay ve rahat bir yaşam sunmak için aklına bir fikir geliyor ve işte o fikir, etrafındaki herkesin cam gibi kırılıp darma dağın olmasına sebep oluyor.
Annesi kızının bedenini olası kırıklardan korumak isterken, onun ruhundaki, kalbindeki kırıkları göremiyor:(

Cam Çocuk beni çok ama etkilemişti. Elinize geçerse okuyun diyorum, çok akıcı, çok etkileyici , seçilen kelimeler çok özenli, edebi değeri olan , bir o kadar da derin derin düşündüren...

Kitabın sonu hala gözlerimin önünde....
Kitabın konusundan bahsedecek olursak, dünyada çok yaygın olmayan bir kemik hastalığı ile doğan minik Willow ve ailesinin yaşadıkları konu ediniliyor kitapta. Bu hastalığa sahip olanın kendinin yaşadığı zorluklar, ailenin neler yaşadığı başarılı bir dille aktarılmış.

Sizi karakterler ile tanıştırayım. Kitabın adını aldığı minik, altın kalpli çocuk Willow bir osteogenesis imperfecta hastası. Yani kemikleri normal bir bireyin sahip olabileceğinden çok daha kırılgan ve bu da normal hayatta akranlarının yaptığı birçok şeyi yapmaktan onu alıkoyuyor. Çünkü o kadar narin ki tehlikenin nerden gelip kemiklerini kıracağı bilinemez ve bu onun kemik batması sonucu iç kanamadan ölmesine bile sebep olabilir. Bu durumda kitabın adının seçilmesindeki isabetliliği görmüş oluyoruz. Bunun dışında tam bir zeka küpü.Onun 7 yaş büyük ablası Amelia ise ondan çok farklı bir dünyası olan sağlıklı ama mutsuz bir çocuk. Mutsuz çünkü kardeşinin durumu gün geçtikçe taşınması ağır bir yara halini alıyor. Ailede işler yolunda gitmiyor. Tüm bu karmaşada olan çocuklara oluyor. Amelia’da ilgisizlik ve birtakım sorunlar zincirinde kendini yapmaması gereken kötü şeyler yapan biri olarak buluveriyor. Anne Charlotte ise kafası karışık, çocukları için her şeyi yapmaya hazır ama o sırada birçok şeyi gözden kaçırmış çaresiz bir kadın. Eşi Sean bir polis memuru ve çocuklarının ve ailesinin gözlerinin önünde tükenip gitmesine karşın elinden bir şey gelmemesinden ötürü içi yanan bir baba.

Picoult’un sevdiğim yanlarından birisi de karakterlerin tamamen iyi ya da tamamen kötü yansıtmaması. En sevdiğimiz baş karakterlere bile kötü özellikler yükleyip bizi çelişkiye düşürüyor. Kitapta bazen karakterlerin davranışlarına veyahut verdiği kararlara hak verirken bazen de şiddetle eleştirirken buluyorsunuz kendinizi. Picoult eserlerinde insanların iç dünyasını, iç çatışmalarını çok iyi yansıtıyor kesinlikle. Eserlerine asıl kaliteyi veren de bu diye düşünüyorum.

Picoult’un bu kitabı bana diğer kitabı olan “Kızkardeşim İçin”i hatırlattı. İki kitabı da okuyanların benim gibi aradaki birtakım benzerlikleri görebileceğinden eminim. Hastalığı olan bir çocuk ve ailenin ilgilenilemeyen/ihmal edilen diğer çocuğu, aile içerisinde çatışmalar, açılan davalar, tutulan avukatlar derken çoğu kez aklım Kız Kardeşim İçin’e gitti. Bir de Picoult’ta ilgimi çeken bir nokta var. Tüm eserlerini okumamış olsamda şu zamana kadar okuduğum eserlerinde karakterlerden birisi dünyada nadir bulunan bir hastalığa sahip oluyor. Picoult’a bayılsam da dram yaparken sürekli hastalıkları kullanması tekrara kaçıyormuş gibime geliyor. Buda onu bir nebze de olsa klişeleştiriyor. Ama yine de bunu yazarın tarzına ve verdiği eserlerin etkileyiciliğine bakarsak bu tür eksiklikleri görmezden gelebiliriz.

Picoult’un eserlerini okurken sadece okumak, duygulanmak, eğlenmekle
kalmadığımı, çoğu zaman yeni bilgiler öğrenip çok farklı bakış açıları kazandığımı fark ettim. Hatta bu kitabı okurken her ne kadar kurgu olduğunu bilsem de gerçek hayatta da böyle dramlar yaşanabileceğini düşünerek gözümde büyüttüğüm küçük sorunlarımı boşverip unuttum ve halime şükretmem gerektiğini hatırlattı bana. Bir kitabın insana yapabileceği en güzel şeylerden birisi de bu değil midir zaten?

Olumsuz pek bir yorum yapmak istemeyeceğim kadar güzel ve etkileyici bir kitaptı. Ama söylemeden geçemeyeceğim bir eksiği var. Anne karakteri olan Charlotte’un annelik duygularını yansıtmada yetersiz kaldığını düşünüyorum. Her ne kadar kitapta birçok şeyi çocuğu için yaptığı vurgulansa da yine de eksik bir şeyler vardı onun aşırı fedakar bir anne olduğunu düşünmemi engelleyen. Kız Kardeşim İçin kitabındaki anne rolü ile kıyasladığımda, oradaki anne portresi çok daha güzel betimlenmişti gibime geliyor. Bir bayan olarak Picoult’tan daha iyisini beklerdim bu konuda. Çünkü daha iyisini yapabildiğini diğer eserlerinde gördüm. Bu biraz hayal kırıklığı oldu benim için.

Üslup oldukça akıcıydı. Yine birden fazla karakterin her birisi farklı puntolar ve yazı tipleriyle yazılmış kendi bölümlerinde kendi ağızlarından olayları ve düşüncelerini, hayallerini anlatıyorlardı. Dram diyince ilk aklıma gelen isimlerden birisi olan Picoult bu eserinde de yine yer yer beni ağlamanın eşiğine getirmeyi başardı. Sonu da oldukça şaşırtıcı ve okuyucuyu ters köşe yapan cinstendi. Kaliteli bir dram okumak isteyenler için şiddetle tavsiye edebileceğim bir eser. Durmak yok, Picoult okumaya devam! Detaylı yorumlar için:
https://yorumatolyesi.blogspot.com.tr/...ocukkitapyorumu.html
Willow: Kahramanınımız... Her bir sayfada seninle birlikte kırılmamak mümkün değil. Kırılan ya kalp oluyordu ya da kemik... Senin o cam kırıklarından öperim ben çocok...
Bazen Yaradan'ın bizim için hazırladığı sürprizler çok kırılgan olabilir. Hastalık taşıyabilir, çocuğunuz osteogenesis imperfecta hastası olabilir. Bu olmanın hikayesi.
İlk defa bu yazarın bir kitabını okudum ve sarsıcı olduğunu söyleyebilirim.Yazar okuyucuya kitap boyunca "Acaba ben olsam ne yapardım?" sorusunu sorgulattırıyor.Kitaptaki 2 taban tabana zıt düşünceye aynı anda hak verebiliyorsunuz ilginç bir şekilde.Ve son olarak insan duygularının işlenişine,ifade edilişine hayran kaldım.
Uzun süredir kitaplığımda okunmayı bekleyen Jodi Picoult romanlarından biriydi Cam Çocuk. Belki de en sonda söylemem gereken bir şeyi en baştan söyleyeyim, ona göre kararınızı okumakla okumamak yönünde verirsiniz. Roman, kadın veya erkek olsun, çocuğu olsun veya olmasın, okuyucusunu bir yerden yakalıyor ve hayatın tarifi imkansız veya özellikle tarifinden kaçınılan acı yönüne sürüklüyor. Dram havanızda değilseniz, ağlamak veya ağlayamadığınız için baş ağrısına tutulmak istemiyorsanız okumanızı tavsiye etmem.

Gelelim içeriğe... Konudan önce kitabın yazım ve basım tarzını çok beğendim. Hikayedeki her bir karakter, hikayeyi Cam Çocuk Willow'a anlatıyor gibi yazılmış. Ayrıca her bölümde hikayeyi kim anlatıyorsa, ismi sayfaların yanına yazılı şekilde bulunuyor (Benim okuduğum baskısında böyle ama sonraki baskılarda aynı mı bilemeyeceğim. Ben beyaz kapaklı baskıdan okudum). Her anlatıcının kendine özgü bir yazı tipinin olması da güzel bir detaydı. Bir başka hoş detayı ise, Willow'un annesi Charlotte'un pasta ve tatlı şefi olmasının da etkisiyle, bölümler arasında geçecek olayları da çağrıştıracak hamur işi ve tatlı tariflerinin olmasıydı.

Konudan bahsedecek olursak, aslında konuya çok da değinmek niyetinde değilim. Sadece yüzeysel olarak bahsetmek istiyorum. Sean ve Charlotte evlenirler ve bir çocuk sahibi olmak isterler. Charlotte'un daha önceki ilişkisinden Amelia adlı bir kızı da vardır ve onlarla birlikte yaşamaktadır. Sean ve Charlotte'u tanıştıran ve Charlotte'un en yakın arkadaşı olan kadın doğum uzmanı Piper, Charlotte hamile kalınca aynı zamanda onun doktoru haline gelmiştir. Piper'ın kızı Emma ise Amelia ile yaşıttır ve ikisi çok iyi dostturlar. Buraya kadar her şey gayet mutlu ve sevimli görünüyor fakat Willow doğduktan ve Osteogenesis imperfecta adlı hastalık nedeniyle kemikleri sürekli hasar görmeye başladıktan sonra karakterlerin hayatlarında da çatırdamalar başlar. Bu evreye geçildikten sonra ben şahsen türlü duygular içerisine girdim çünkü öyle şeyler yaşanıyor ve öyle şeyler yapmak durumunda kalıyorlar ki karakterler, bir aşamada kızıp nefret ettiğim karaktere, ilerleyen bölümlerde anlayışla yaklaşırken buldum kendimi. Dostluk, aile, ebeveyn-çocuk ilişkileri ve anne babanın aralarındaki ilişkiler, etik değerler, vicdan, tıbbi gereklilik vs vs... Bu tip kavramlar kafanızın içinde dönüp duruyor romanı okurken ve bazen neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar dahi veremez hale geliyorsunuz. Final olarak da beni farklı duygulara sürükledi açıkçası. Onca şeyden sonra insanı bir mutlu son mu yoksa bir yıkım mı tatmin ederdi bilemiyorum ama Willow'a bir nebze de olsa hak vermenin yerinde olacağını düşünüyorum.
Uzun zamandır okuduğum en etkileyici kitaptı. Tıpkı kitap tanıtım yazısında ki gibi çarpıcı. Cam kemik hastalığı ile doğan Willow ve ailesinin hikayesi. Her karakterin ruh hali öyle açıkça önüme serilmişti ki, aynı duyguları okurken hissettim. Sizde okuyun derim bu kitabı..
Dostlarımın tavsiyelerinden biri olan kitaptı. Okuma konusunda tereddütte kalmıştım (Önyargı düşüncenin en büyük hastalığı mevzusu), pişmanlığın yanından bile geçmedim. Yaklaşık 8 - 9 ay önce okumama rağmen adı aklıma gelince bende etkileyici duygular uyandıran bir kitap. Herkese tavsiye ederim. Jodi Picoult'u bu kitapla tanıdım sanırım. Hasta çocuğa sahip aileyle beraber üzüldüm, beraber umutlandım. Empati kurarak kırılma noktasındaki yaşamlarının bir parçasından tutundum. Kitabın sonu gerçekten beklediğim bir şekilde bitti, aynı zamanda da tam tersi beklenmedik bir olayla son buldu. Yazarın, insani duyguları farklı perspektiflerden dile getirmesini kıskandım. Gerçekten bir hastalığı ve bir yasam tarzını okuyucuya, hisler ve duygularla farkındalığı anlatan Jodi Picoult'u bu kitaptan sonra tanımak istedim.
Beni en çok etkileyen cümle :
"Kırılan şeyler kemikler, kalpler tekrar bir araya getirilebilir; ancak hiçbir zaman eskisi gibi olamazlar..."
Sürekli bir şeyler kırılır.

Bardaklar, tabaklar, verilen sözler, yürekler... Buzu kırabilirsiniz; dalgaları da; sessizlik bile bir anda paramparça olup dağılır. Zincirler kırılır; bağlılıklar, dostluklar, yeminler...

Kısacası yaşamdaki birçok şey kırılgandır. En çok da yaşamın kendisine yönelik bağ...

Kırık dökük bir hayatın içinde osteogenesis imperfecta hastalığıyla dünyaya gelen bir bebek: Cam Çocuk Willow. Sayısız kırıkları sarmaya çalışan bir anne: Charlotte. Buz gibi görünümü altında parçalanan bir baba: Sean. Kardeşinin kırıkları altında ezilen bir diğer kız: Amelia. Ve Charlotte'nin biricik arkadaşı ve doktoru: Piper. Buzun üstünde gezinen bu karakterlerin etik ve kişisel karar­larla ilgili söyleyecek çok sözü olacak.

Jodi Picoult Cam Çocuk'ta bir kez daha edebi dehasıyla son derece kaygan bir zeminde önemli ve kışkırtıcı sorulara yanıt arıyor.

"Picoult kestirilemez bir ihtişamla yazıyor. " "Picoult abartılması güç derecede iyi yazıyor. "
Kendinize çok istediğiniz bir şeye sahip olmak uğruna her şeyinizi kaybetmeye hazır olduğunuzu söyleyebilirsiniz. Ama bu da bir Madde-22 durumudur: Kaybetmeye hazır olduğunuzu düşündüğünüz şeyler aslında sizi siz yapan şeylerdir.
Sonunda canın yandığı halde nasıl olup da ağlanmadığını anlamıştım: Bazı acılar ifade edilemeyecek kadar büyüktür.
Dünyanın en kolay görünen emri. Bir tarife harfiyen uyarsınız ve sonuçta elde ettiğiniz şeye bakınca, istediğiniz şeyin hiç de bu olmadığını görürsünüz.
''Beni sevdiğini söylemen için 'Seni seviyorum' demen gerekmez.'' Omuz silktin. ''Adımı söylemen yeter bunun için.''
''Nasıl...'' Gözlerine bakınca sorunun gerisini getiremedim. Orada, gülümsemenin ışıltısında kendimi görmek beni konuşamayacak kadar çarpmıştı.
''Cassidy de,'' diye emrettin.
''Cassidy ''
''Şimdi de... Ursula.''
Papağan gibi tekrar ettim. ''Ursula.''
''Ve şimdi...'' Parmağını göğsüne dokundurdun.
''Willow.''
''Duyabiliyor musun? Birisini seviyorsan adını farklı söylersin. O ad ağzının içinde güvendedir sanki.''
Ne yaptığını bildiklerini kendilerinden gayet emin bir şekilde söylemeleri, insanlara güvenmeme yetmez.
Kendime birileriyle yakınlaşmak için izin verdiğimde, o insanların beni sevdiğine inanmaya başladığımda ne olduğunu çoktan öğrenmişti: Hayal kırıklığı. Birilerine güvendiğin anda ezilmeyi de kabul ediyordun, çünkü gerçekten ihtiyaç duyduğunda hiçbiri yanında olmuyordu. Ya öyleydi ya da onların sorunları da senin sırtına biniyordu. Gerçek anlamda sadece kendine sahiptin ve eğer güvenilir, sağlam biri değilsen o daha da berbat bir durumdu.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Cam Çocuk
Baskı tarihi:
Ağustos 2015
Sayfa sayısı:
604
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756006337
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Handle With Care
Çeviri:
Cihat Taşçıoğlu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
April Yayıncılık
Sürekli bir şeyler kırılır.

Bardaklar, tabaklar, verilen sözler, yürekler... Buzu kırabilirsiniz; dalgaları da; sessizlik bile bir anda paramparça olup dağılır. Zincirler kırılır; bağlılıklar, dostluklar, yeminler...

Kısacası yaşamdaki birçok şey kırılgandır. En çok da yaşamın kendisine yönelik bağ...

Kırık dökük bir hayatın içinde osteogenesis imperfecta hastalığıyla dünyaya gelen bir bebek: Cam Çocuk Willow. Sayısız kırıkları sarmaya çalışan bir anne: Charlotte. Buz gibi görünümü altında parçalanan bir baba: Sean. Kardeşinin kırıkları altında ezilen bir diğer kız: Amelia. Ve Charlotte'nin biricik arkadaşı ve doktoru: Piper. Buzun üstünde gezinen bu karakterlerin etik ve kişisel karar­larla ilgili söyleyecek çok sözü olacak.

Jodi Picoult Cam Çocuk'ta bir kez daha edebi dehasıyla son derece kaygan bir zeminde önemli ve kışkırtıcı sorulara yanıt arıyor.

"Picoult kestirilemez bir ihtişamla yazıyor. " "Picoult abartılması güç derecede iyi yazıyor. "
-Stephen King, Financial Times-

"Picoult sıcak konulara parmak basmakta üstatlaştı, hatta kahin seviyesine geldi. Bizi doğru ve yanlış üzerine düşünmeye zorlayışı karşısında afallamamak imkansız. "
-The Washington Post-
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 155 okur

  • Selin Mızrak
  • Düş Gezgini
  • Şevval
  • Tuğçe Sancaktaroğlu
  • GC
  • Sevde
  • Aylin Şen
  • Elif Günay
  • Canan Gül
  • Burcu Dölen

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.5
14-17 Yaş
%8.8
18-24 Yaş
%28.1
25-34 Yaş
%24.6
35-44 Yaş
%19.3
45-54 Yaş
%14
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%1.8

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%90.6
Erkek
%9.4

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%45.3 (34)
9
%18.7 (14)
8
%16 (12)
7
%9.3 (7)
6
%6.7 (5)
5
%1.3 (1)
4
%2.7 (2)
3
%0
2
%0
1
%0