Uzun süredir kitaplığımda okunmayı bekleyen Jodi Picoult romanlarından biriydi Cam Çocuk. Belki de en sonda söylemem gereken bir şeyi en baştan söyleyeyim, ona göre kararınızı okumakla okumamak yönünde verirsiniz. Roman, kadın veya erkek olsun, çocuğu olsun veya olmasın, okuyucusunu bir yerden yakalıyor ve hayatın tarifi imkansız veya özellikle tarifinden kaçınılan acı yönüne sürüklüyor. Dram havanızda değilseniz, ağlamak veya ağlayamadığınız için baş ağrısına tutulmak istemiyorsanız okumanızı tavsiye etmem.
Gelelim içeriğe... Konudan önce kitabın yazım ve basım tarzını çok beğendim. Hikayedeki her bir karakter, hikayeyi Cam Çocuk Willow'a anlatıyor gibi yazılmış. Ayrıca her bölümde hikayeyi kim anlatıyorsa, ismi sayfaların yanına yazılı şekilde bulunuyor (Benim okuduğum baskısında böyle ama sonraki baskılarda aynı mı bilemeyeceğim. Ben beyaz kapaklı baskıdan okudum). Her anlatıcının kendine özgü bir yazı tipinin olması da güzel bir detaydı. Bir başka hoş detayı ise, Willow'un annesi Charlotte'un pasta ve tatlı şefi olmasının da etkisiyle, bölümler arasında geçecek olayları da çağrıştıracak hamur işi ve tatlı tariflerinin olmasıydı.
Konudan bahsedecek olursak, aslında konuya çok da değinmek niyetinde değilim. Sadece yüzeysel olarak bahsetmek istiyorum. Sean ve Charlotte evlenirler ve bir çocuk sahibi olmak isterler. Charlotte'un daha önceki ilişkisinden Amelia adlı bir kızı da vardır ve onlarla birlikte yaşamaktadır. Sean ve Charlotte'u tanıştıran ve Charlotte'un en yakın arkadaşı olan kadın doğum uzmanı Piper, Charlotte hamile kalınca aynı zamanda onun doktoru haline gelmiştir. Piper'ın kızı Emma ise Amelia ile yaşıttır ve ikisi çok iyi dostturlar. Buraya kadar her şey gayet mutlu ve sevimli görünüyor fakat Willow doğduktan ve Osteogenesis imperfecta adlı hastalık