Cihat Taşçıoğlu

Cihat Taşçıoğlu

Çevirmen
7.8/10
445 Kişi
·
1.085
Okunma
·
0
Beğeni
·
39
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
160 syf.
·5 günde·7/10
Richard Bach'ın Martı Jonathan Livingston adlı meşhur kitabından sonra okuduğum ikinci kitabı. Konu olarak her iki kitap birbirinden farklılık arz etse de yazarın uçmaya olan tutkusunu bu eserinde de görebiliyoruz.

Martı Jonathan Livingston'ı okuyan okurlar yazarın uçmaya, kuşlara ve gökyüzüne olan derin tutkusunu mutlaka hissetmiştir. Ben bu kitabı okurken de aynı tutkuyu hissettim. Sonuçta, hipnozcu kitabının ana karakteri olan Jamie Forbes bir pilottur ve kitabın ana konusu Jamie Forbes'un havada bir başkasını hipnotize etmesiyle başlar.

Kitapta, hayat, zaman, mekan, kısacası etrafımızdaki bütün gerçekliğin, aslında, doğduğumuz andan itibaren maruz kaldığımız milyarlarca küçük önerme (hipnoz seansı) sonucunda beynimizde oluşan yanılgılardan ibaret olduğu önermesinde bulunuluyor. Bana kalırsa, bilimsel veya doğa üstü bilgiler vermeye çalışılırken kitap sıcaklığını yitiriyor. Martı kitabının sıcaklığını ve içtenliğini bu kitapta maalesef bulamadım.

Uçmaya, uçaklara ve hipnoza ilgisi olan okurların okuması gereken; fakat büyük beklentiler taşımadan bitirmesi gereken bir kitap.
640 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Asıl adı Mary Ann Evans olan yazar, yaşadığı dönemde kadının itibar görmemesinden dolayı George Eliot erkek ismini kullanmış. Bu esere de nerede denk geldim hatırlamıyorum. Ama Virginia Woolf'un hayran olduğu bir eser olduğu için beni daha çok meraklandırmıştı.
Esere gelirsek; giriş bölümünde Rahibe Terasa 'dan bahsedilerek hikaye başlıyor.
İlk olarak belirtmem gereken karakterlerden bahsetmeyeceğim. Çünkü birden çok karakter ve hikaye var. İçiçe geçmiş konular ve hayali Middlemarch kasabasındaki bir çok ailenin yaşamı söz konusu.
Kitap Sanayi Devriminin olduğu zamana ait olduğu için onun etkilerini barındırıyor.
Sanayi Devriminin etkileri, psikolojik baskılar, hukuksal haksızlıklar, dini bağlılıklar, kadının değeri hatta daha çok önemsenmeyişi, aile ilişkileri, geleneklere bağlılık, dönemin siyasal yansımaları ve baskıları kitabın temel konularıdır.
Dili biraz ağır olsa da akıcıdır.
Bu birinci kitapta yer alan şeyler. Büyük ihtimalle ikinci ciltte bu şekilde ilerleyecek. Yalnız şu var ki, bu kitabın tanınmaması ve diğer klasiklerin arasında yer almayışı beni şaşırttı. Çünkü verilmek istenen mesajlar diğer klasikler ile benzer. Ayrıca İngiliz Edebiyatının da önemli bir eseri. Neyse umarım keşfedilip, köklü diğer eserler arasına girer.
604 syf.
·11 günde·Beğendi·10/10
SPOİLER İÇERİYOR....
HAMİLE KALSANIZ... ÇOCUĞUNUZ ENGELLİ OLARAK DOĞACAK....YA DA BU KİTAPTAKİ GİBİ HALK ARASINDA CAM KEMİK DENİLEN OSTEOGENESİS IMPERFECTA HASTALIĞI İLE DÜNYAYA GELECEĞİNİ BİLSENİZ ....ONU KÜRTAJ YOLU İLE ALDIRIR VEYA ONU DÜNYAYA GETİRİR MİYDİNİZ?

ONU DÜNYAYA GETİRDİNİZ DİYELİM...ONUN BUNDAN SONRAKİ HAYATINI İYİ YAŞAMASI İÇİN EN YAKIN ARKADAŞINIZIN HAYATINI MAHVEDER MİYDİNİZ?

KİTABI OKURKEN SÜREKLİ KAFANIZDA DÜŞÜNECEĞİNİZ SORULAR BU...

AMA KESİN OLAN BİR ŞEY VAR Kİ HERKESİN NE OLURSA OLSUN YAŞAMAYA HAKKI OLDUĞU....
528 syf.
Yazarın ilk okuduğum kitabı. Ancak iyi ki tanışmışım bu yazarla dedirtti bana. . Her ne kadar aşk romanı olarak adlandırılsa da polisiye ve psikolojik olarak da düşündürecek ve etkileyecektir. Doğdukları andan itibaren birlikte büyüyerek arkadaşlık sonrası sevgili olan daha sonrasında da sevgili olan Harte ve Gold ailelerinin çocuklarından birisinin intihar kararını uygulaması sonucu erkeğin katil olarak yargılandığı romanda en beğenerek okuduğum mahkeme sürecinin anlatıldığı bölümlerdi. Sonunu merak ederek büyük bir keyifle aldığınıza ve okuduğunuza pişman olmayacaksınız. Bol kitaplı günler...
604 syf.
·5 günde·9/10
Çok uzun süredir bu kadar kalbimi kıran bir kitap okumamıştım sanırım. Tüm kitap boyunca empati yapıp bunun üzerine gözyaşı dökmeme engel olamadım.
Willow, osteogenesis imperfecta hastalığıyla dünyaya gelmiş bir çocuk. Yani bir cam çocuk. Hapşırırken, gülerken, uyurken dahi kemikleri kırılabiliyor. Kitabı Willow'un annesi Charlotte, babası Sean, ablası Amelia, annesinin en yakın arkadaşı ve doktoru Piper ve de avukat Marin'den okuyoruz.
Willow'un nasıl bir hayat yaşadığını ve çevresindeki insanların ne hissettiğini onların gözünden anlamış oluyoruz. Kitap Charlotte'nin kusurlu doğum üzerine bir dava açmasıyla olan şeylere değinmişti.
Her tarafta da yıkım olur mu be kardeşim? dedirtti kitap bana.
Kitapta en sevdiğim karakter Amelia'ydı sanırım. Willow'u saymıyorum, çünkü onu zaten çok sevdim ama Amelia... Willow gibi diğerlerinin de yaşadıkları ağırdı. Özellikle de Amelia'nın yaşadıkları.
Son olarak isyan edip gidiyorum. Neden öyle bir son? Cidden neden, sevgili yazar?
389 syf.
·5 günde·3/10
Okuduğum en anlamsız kitaplardan biriydi. Tesla'yı anlatıyor desen yok, hikayesi örgüsü desen yok. Tavsiye etmiyorum, Tesla hakkında neredeyse hiçbir şey yok kitapta. Aaa pardon Tesla elektrikle uğraşıyormuş! Onu öğrendim.
604 syf.
·10/10
Bir evde çocuklardan birinin özel bir durumu varsa diğer çocuk ihmal edilir. Evet evet biliyorum özel durumu olan çocuğun daha çok ilgiye ihtiyacı vardır. Normal (Bu da ne demekse) olan çocuk bencillik yapmamalıdır kardeşinin özel durumuna saygı göstermelidir. Ah evet evet normal olan çocuk kardeşinin bu özel durumuna rağmen kendi sorunlarından bahsederek bencillik yapmaktadır. Kardeşinin durumu yanında onun dertleri küçük şeylerdir nasıl dile getirmeye cüret eder! Kendinden utanmalı(!)
İste tüm bunlar toplumun normal olan kardeşe bakış açısıdır malesef. Oysa ki normal olan kardeşinde insan olduğu gerçeğini atlarlar. Onun sorunları olmasına izin vermezler. Peki ama özel durumu olan çocuk nasıl bu durumda olmayı kendisi seçmediyse, normal olan çocuk da böyle bir kardeşe sahip olmayı kendi isteğiyle seçmemiştir. Bu onun seçimi olmamasına rağmen o da bir bedel öder. Kimsenin görmek istemediği görenlerin de 'kardeşinin durumu yanında bu ne ki' diye küçümsedikleri bir bedel...
İşte beni bu kitapta en çok etkileyen kısım buydu. Cam çocuğun ablasının ağzından anlatılan kısımlar.. Cam çocuğun özel durumu nedeniyle herkesin unuttuğu ablası Amelia!
Amelia'nın da söylediği gibi 'Bunun senin için kolay olduğu değil söylemek istediğim. Ama benim için de yeterince zor ve ne zaman sana bakıp hayatımın berbat olduğunu düşünsem, kendi hayatımı düşünüyor olmaktan ötürü kendimden biraz daha nefret ediyorum.'(sayfa29)
Bunu yaşamayan anlayamaz. Bu kitapta ilk defa anlaşıldığımı hissettim. Willow için üzülürken Amelia'yı anladım.
Kitabın beni en çok etkileyen noktasından bahsettikten sonra gelelim kitabın asıl konusuna. Öncelikle Jodi Picoult olayları her karakterin ağzından anlatan tarzı ile okuyucuyu olaylara herkesin gözünden baktırıyor. Okurken herkese hak verdim sanırım. Spoiler vermemek için ne olduğunu söyleyemesemde Piper için üzüldüm. Willow için üzüldüm. Charlotte için üzüldüm bir yandan da çok kızdım ona ama içten içe ben olsam ne yapardım diye düşünmeden de edemedim.
İlk kez Yapboz kitabı ile tanıştığım Jodi Picoulttan yine beni çok etkileyen sarsan bir eser Cam Çocuk.. Herkese tavsiye ederim ve bir küçük ricam var okurken Amelia'yı ihmal etmeyin. Evet biliyorum Willow'un durumu çok zor ama Amelia içinde hiç kolay değil okurken ona da dikkat ederseniz göreceksiniz...
İyi okumalar...
389 syf.
Uzun zamandır okumaya çalıştığım bir kitaptı aslında sürekli bölündüğünden midir bilmiyorum bir türlü odaklanamadım ya da konuya ilgim olmadığından. Yine de kurgusu ile okunmaya değer bir kitap olduğunu düşünüyorum. Kitaba gelecek olursam döneminde göremediği değeri yıllar sonra Samantha Hunt vermiş Nikola Tesla'ya.Tesla'nın doğru akım karşısında alternatif akımı bulma çabası yolunda karşısına çıkan engelleri okuyoruz. Özellikle Edison ile mücadelesi ve uğradığı haksızlığa rağmen icadından vazgeçmeyişi etkiledi beni. Louisa karakteri ile onun gizemli dünyasına girme fırsatı buluyoruz.Walter ve Freddie aşkı ise romanın iç burkan kısımlarından. Bir de Louisa'nın amcası var tabi kafamı karıştırmaya tek başına yetti. Zaman makinesi, hepimizin hayal ettiği ama mümkün olmayacağını düşündüğü bir icat. Azor bunu bulduğunu iddia ediyor. İlk deneme her ne kadar başarısız olsa da ikinci denemede Walter ile birlikte zamanın ötesine yolculuk yapmaya çıkıyorlar ya da hayata veda ediyorlar desem daha yerinde olacak. Zamanda yolculuk için bu hayatta kalmanız pek de mümkün değil zaten. Öyleyse hayal ettiğimiz şey ölmekten veya gitmekten başka bir durum değil...
604 syf.
·5 günde·7/10
Cam Kemik hastalığı hakkında biraz bilgiye sahiptim ancak bu kitabı okuduktan sonra hastalığın ne kadar zor olduğunu çok daha iyi anladım. Yazar hastalığı kitaba çok güzel adapte etmiş ancak kitapta çok fazla tıbbi terim vardı ki bu benim çok hoşuma gitmiyor, bazılarını okumakta bile zorlanıyorum.

Sonunu her ne kadar biliyor olsam da kitabı okurken bundan etkilenmedim ve severek okudum. Yalnız konunun biraz fazla uzatıldığını düşündüm, sanki bazı noktalar çokta önemli değil gibi hissettim. Genel olarak güzeldi, yazarın diğer kitaplarının bir tık gerisinde görsem de okuması zevkli bir kitaptı.

Daha fazlası için; http://yorumatolyesi.blogspot.com/...uk-kitap-yorumu.html
604 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Kitabın konusundan bahsedecek olursak, dünyada çok yaygın olmayan bir kemik hastalığı ile doğan minik Willow ve ailesinin yaşadıkları konu ediniliyor kitapta. Bu hastalığa sahip olanın kendinin yaşadığı zorluklar, ailenin neler yaşadığı başarılı bir dille aktarılmış.

Sizi karakterler ile tanıştırayım. Kitabın adını aldığı minik, altın kalpli çocuk Willow bir osteogenesis imperfecta hastası. Yani kemikleri normal bir bireyin sahip olabileceğinden çok daha kırılgan ve bu da normal hayatta akranlarının yaptığı birçok şeyi yapmaktan onu alıkoyuyor. Çünkü o kadar narin ki tehlikenin nerden gelip kemiklerini kıracağı bilinemez ve bu onun kemik batması sonucu iç kanamadan ölmesine bile sebep olabilir. Bu durumda kitabın adının seçilmesindeki isabetliliği görmüş oluyoruz. Bunun dışında tam bir zeka küpü.Onun 7 yaş büyük ablası Amelia ise ondan çok farklı bir dünyası olan sağlıklı ama mutsuz bir çocuk. Mutsuz çünkü kardeşinin durumu gün geçtikçe taşınması ağır bir yara halini alıyor. Ailede işler yolunda gitmiyor. Tüm bu karmaşada olan çocuklara oluyor. Amelia’da ilgisizlik ve birtakım sorunlar zincirinde kendini yapmaması gereken kötü şeyler yapan biri olarak buluveriyor. Anne Charlotte ise kafası karışık, çocukları için her şeyi yapmaya hazır ama o sırada birçok şeyi gözden kaçırmış çaresiz bir kadın. Eşi Sean bir polis memuru ve çocuklarının ve ailesinin gözlerinin önünde tükenip gitmesine karşın elinden bir şey gelmemesinden ötürü içi yanan bir baba.

Picoult’un sevdiğim yanlarından birisi de karakterlerin tamamen iyi ya da tamamen kötü yansıtmaması. En sevdiğimiz baş karakterlere bile kötü özellikler yükleyip bizi çelişkiye düşürüyor. Kitapta bazen karakterlerin davranışlarına veyahut verdiği kararlara hak verirken bazen de şiddetle eleştirirken buluyorsunuz kendinizi. Picoult eserlerinde insanların iç dünyasını, iç çatışmalarını çok iyi yansıtıyor kesinlikle. Eserlerine asıl kaliteyi veren de bu diye düşünüyorum.

Picoult’un bu kitabı bana diğer kitabı olan “Kızkardeşim İçin”i hatırlattı. İki kitabı da okuyanların benim gibi aradaki birtakım benzerlikleri görebileceğinden eminim. Hastalığı olan bir çocuk ve ailenin ilgilenilemeyen/ihmal edilen diğer çocuğu, aile içerisinde çatışmalar, açılan davalar, tutulan avukatlar derken çoğu kez aklım Kız Kardeşim İçin’e gitti. Bir de Picoult’ta ilgimi çeken bir nokta var. Tüm eserlerini okumamış olsamda şu zamana kadar okuduğum eserlerinde karakterlerden birisi dünyada nadir bulunan bir hastalığa sahip oluyor. Picoult’a bayılsam da dram yaparken sürekli hastalıkları kullanması tekrara kaçıyormuş gibime geliyor. Buda onu bir nebze de olsa klişeleştiriyor. Ama yine de bunu yazarın tarzına ve verdiği eserlerin etkileyiciliğine bakarsak bu tür eksiklikleri görmezden gelebiliriz.

Picoult’un eserlerini okurken sadece okumak, duygulanmak, eğlenmekle
kalmadığımı, çoğu zaman yeni bilgiler öğrenip çok farklı bakış açıları kazandığımı fark ettim. Hatta bu kitabı okurken her ne kadar kurgu olduğunu bilsem de gerçek hayatta da böyle dramlar yaşanabileceğini düşünerek gözümde büyüttüğüm küçük sorunlarımı boşverip unuttum ve halime şükretmem gerektiğini hatırlattı bana. Bir kitabın insana yapabileceği en güzel şeylerden birisi de bu değil midir zaten?

Olumsuz pek bir yorum yapmak istemeyeceğim kadar güzel ve etkileyici bir kitaptı. Ama söylemeden geçemeyeceğim bir eksiği var. Anne karakteri olan Charlotte’un annelik duygularını yansıtmada yetersiz kaldığını düşünüyorum. Her ne kadar kitapta birçok şeyi çocuğu için yaptığı vurgulansa da yine de eksik bir şeyler vardı onun aşırı fedakar bir anne olduğunu düşünmemi engelleyen. Kız Kardeşim İçin kitabındaki anne rolü ile kıyasladığımda, oradaki anne portresi çok daha güzel betimlenmişti gibime geliyor. Bir bayan olarak Picoult’tan daha iyisini beklerdim bu konuda. Çünkü daha iyisini yapabildiğini diğer eserlerinde gördüm. Bu biraz hayal kırıklığı oldu benim için.

Üslup oldukça akıcıydı. Yine birden fazla karakterin her birisi farklı puntolar ve yazı tipleriyle yazılmış kendi bölümlerinde kendi ağızlarından olayları ve düşüncelerini, hayallerini anlatıyorlardı. Dram diyince ilk aklıma gelen isimlerden birisi olan Picoult bu eserinde de yine yer yer beni ağlamanın eşiğine getirmeyi başardı. Sonu da oldukça şaşırtıcı ve okuyucuyu ters köşe yapan cinstendi. Kaliteli bir dram okumak isteyenler için şiddetle tavsiye edebileceğim bir eser. Durmak yok, Picoult okumaya devam! Detaylı yorumlar için:
https://yorumatolyesi.blogspot.com.tr/...ocukkitapyorumu.html

Yazarın biyografisi

Adı:
Cihat Taşçıoğlu

Yazar istatistikleri

  • 1.085 okur okudu.
  • 50 okur okuyor.
  • 696 okur okuyacak.
  • 23 okur yarım bıraktı.