İşkence, insanın kötü zekâsının sonucu; bir sanat gibi tasarlanmış, bir bilim gibi mükemmelleştirilmiş, bir zevk gibi kullanılmış. Hayvanlar öldürür, parçalar ama acıyı bir amaç haline getirmez.
Çırpınmayı bırakıyor; gözlerini kapıyor, kızının onu nereye götürdüğünü bilmeden tes lim oluyor. Belki bir kurtuluş bu; belki sadece rüyanın bir oyunu, bir aldatmaca. Ama o anda, o minik elin sıcaklığı, o sessiz “baba" çağrısı, koğuşun demirlerinden, işkencenin etkisinden çok daha gerçek.
"Kaç nesildir bu topraklarda düşünen, yazan, çizen insanlar hapishanelerde çürür. Çok üzgünüm ama bunu da söylemek istedim. Üzülme. Bu karanlık günler geçer. Sen kendini güçlü tut.”
“Oğlum, sen ailemize leke sürecek bir şey yapmadın. Yüz kızartıcı bir suç işlemedin. Fikir suçu diye bir şey varsa, ki bence olmamalı, seni ondan aldılar. Maalesef bizim memleketimiz böyledir.