Çocukluğun neşe dolu kayıtsızlığı ve yetişkinliğin bilinçlendirici acısı ve hayal kırıklığı arasında asılı duruyordum. Daha önceki gibi umursamaz ve mutlu olmak istiyordum. Ama çocukluğun bittiğini biliyordum. O gün arka bahçede bir çocuk bana acı dolu bir bakış fırlattığında, geleceğimin belirsizliğini ve umutsuzluğunu görmüştüm.
Acıma duygusu dışındaki başka şeylere, samimi insanların şefkatinin en güçsüz kalbe bile verebileceği 'güce' ihtiyacı olan benim gibi biri için, sadece basit bir acıma dolu bakışın ne kadar üzücü ve ezici olduğunu o anda anladım, daha sonra defalarca karşılaşacaktım.
O sıralar bunun farkında değildim; ama beni mutsuz eden şeylerin bazılarını unutmak ve yeniden mutlu olmak için yeni bir yol bulmuştum. Her şeyden önemlisi kendimi unutmayı öğrenmiştim.