Kâğıtta, yamuk çizgileri bir araya getirmiş gibi çirkin yazılar vardı. Satırlarda şöyle yazıyordu:
Dağların ucuna dayadığım sırtımda açan
çiçeğimsin,
Kamburumda döküm döküm yapraklar, bu benim öksüzlüğüm,
Opelya, mürdüm rengi kadife ve utanan nasırlı
ellerim.
Yüreğinin hiç açılmayan kilitli kapısının kolu oynadı ve aralandı. Kapıda, aynı o çirkin yamuk yazılar gibi bir yazı belirdi: Aşk Kapısı…