Ama hiç bir şey yememen ve aç olman ve gözlerinin altında halkalar olması (...) işte bu yaptığını bağışlayamam ve asla da bağışlamayacağım , hatta 100 yıl sonra kendi kulübemizin önünde oturuyor olsak bile , bu yüzden sitem etmeye devam edeceğim .
Belki bir kaç şey daha anlatabilirim dün akşam hakkında ; yorgun, boş , sıkıcı , tam dayaklık ve umursamazdım ve en başta yatağımda olmaktan başka bir şey istemiyordum.
Sana yazmadığım zamanlarda koltuğumda uzanıp pencereden dışarı bakıyorum . İnsan yeterince şey görüyor, çünkü dışardaki bina tek katlı. Dışarıyı seyrederken karamsarlığa kapıldığımı söylemek istemiyorum, hayır hiçte öyle değil ,sadece kendimi bundan kurtaramıyorum.
Belki bir sonraki hafta Prag'a geleceğini yazıyorsun . Neredeyse rica edeceğim sana: Gelme . Bir gün çok ihtiyacım olduğunda gelmeni rica edersem , hemen geleceğin umudunu bırak bana , ama şimdi gelme , nasılsa yine gitmek zorunda kalacaksın.
İnsanlık merdiveninde ben , senin kenar mahallelerindeki bir savaş öncesi bakkalı gibiyim ( bir çalgıcı bile değilim , o kadar bile değilim ) eğer bu yeri savaşarak elde etmiş olsaydım bile - ama savaşarak elde etmedim- bir kazanç sayılmazdı bu.