Hepimizin böyle çöküp gitmesi, dünyanın kurgusunun çöküş ve yitim üzerine kurulu olmasından. Bizim varlığımız o prensibin gölgesinden başka bir şey değil.
O günlerde aklıma takmam gereken hiçbir şey yoktu, dedi kendi kendine.her şeyi olduğu gibi yaşamak yeterli oluyordu. öyle yaşadığı sürece de kendisinin varlığını daha güçlü hissederdi .doğal olarak öyleydi fakat bir zaman gelmiş her şey değişmişti . yaşadıkça varlığı,anlamını yitirmeye başlamıştı. düşündükçe tuhafına gidiyordu.insan yaşamak için doğuyordu ne de olsa, öyle olduğu halde yaşadıkça yaşadığı ölçüde içinin boşaltıldığını , bomboş bir insan haline getirildiğini hissedebiliyordu . Üstelik daha İleriki zamanda da yaşadığı sürece içinin boşalmaya devam etmesi, dımdızlak değersiz bir insan haline gelmesi olasıydı . Yanlış olan da buydu . bu akışı bir yerlerde değiştirebilecek miydi acaba?
İnsan yaşamı hangi şekle girerse girsin, solucandan bir adım öteye geçemez.
...
Eğitim ya da gerçekler gibi zor meselelere girmektense kendini iyi hissetmeyi tercih eden bir yapısı vardı.
-Yirirdiğün zamanı doldurmaya mı çalışıyorsun?
-Evet, dedim. Çocukluğumdan beri elimden birçok şey alındı. Birçok önemli şey. En kısa sürede bir kısmını olsun, yerine koymalıyım.