Giriş Yap
Artık tüm Osmanlı ve cumhuriyet tarihini yeniden yazmanın zamanı geldi. Kendimizi ve çocuklarımızı daha fazla kandırmayız. Hilafetle cumhuriyeti, Osmanlı Devleti ile Türkiye'yi yarıştırmaktan, sonrakini öncekinin tarihsel süreç içindeki devamı sayan, peşin hükümlerinden ve ideolojik saplantılardan arınmış, bütün tabuların üzerine çıkmış bir tarihe ihtiyacımız var. Çünkü resmi tarihe göre, Sultan Abdülhamid hâlâ "Kızıl Sultan"dır. Sultan Vahdettin ise hâlâ "vatan haini" sayılıyor.
Reklam
324 syf.
·
3 günde
·
8/10 puan
KAPLANIN SIRTINDA “İnsanlar benden bahsederken neyi unuttular biliyor musunuz? Benim de bir insan olduğumu. Bir aile babası, gülen, ağlayan, hastalanan, neşelenen bir insan olduğumu. İnsanı değil sadece iktidarı gördüler.” Otuz üç yıl süren bir saltanat, ardından bir gece yarısı gelen Selanik sürgünü… Osmanlı imparatorluğunun 34. padişahı islam dünyasının halifesi kızıl sultan II. Abdülhamit.. Sürgün sırasında padişaha ve ailesine bakmakla görevli doktor Atıf Hüseyin Bey’in anılarından ve bazı kaynaklardan beslenerek ortaya çıkmış muhteşem bir kurgu. İtiraf edeyim ki Abdülhamit’i ben hiç böyle bilmiyordum. Baskıcı, otoriter, sansür kralı olarak hafızamda yer edinmişti. Ama bu kitabı okuyunca padişaha olan düşüncem değişti diyebilirim. Ama yaptıklarını da unutmamak lazım. ( siz de okuyunca göreceksiniz tabi) Burun kelimesini ve daha bir çok kelimenin kullanılmasını yasaklayan sansürlü padişah … Elinize aldığınızda bırakamayacak kadar akıcı bir kitap. Tarihi olaylar ancak böyle güzel kurgulanabilirdi ve bunu da Livaneli yazabilirdi deyip sizlere hemen tavsiye edeceğim bir kitap bırakıyorum. ( okurken dönemin padişahlarının her alanda kendilerini donatmaları, geliştirmeleri -Abdülhamit’in tıp alanındaki bilgileri oldukça şaşırtmıştı beni- dikkatimi çeken bir unsur olmuştu. )
Kaplanın Sırtında
8.6/10 · 1.476 okunma
392 syf.
·
63 günde
·
10/10 puan
Yakup Ağa'nın 4 oğlundan 3.sü...Oruç Reis'in, nam-ı diğer Kaptan Kanca'nın, kardeşi...Barba Rossa (Kızıl Sakal)...Yavuz Sultan Selim tarafından Hayreddin (dinin hayırlı evladı) lakabı verilen...Cezayir Sancak Beyi...Osmanlı'nın Kaptan-ı Deryası...Deniz tanrısı Poseidon'un yeryüzündeki görüntüsü Andrea Doria'nın ezeli rakibi...İspanya Kralının deyimiyle Barbaroşo...Akdenizdeki Müslümanların umudu, düşmanların korkulu rüyası, Barbaros Hızır Hayreddin Paşa'yı, 16.yüzyılda yaşananları, Müslümanlar ve haçlılar arasındaki mücadeleyi ve bunların yanı sıra 25 yıllık hasret kokan bir aşkı anlatan İskender Pala'nın usta kaleminden çıkan adı gibi efsane bir eser. Gemici tabirlerine bolca yer verilmesi, okuyucuda kitabın ağır olduğu izlenimi verebilir. Ancak kavramlara takılmadan olaylara odaklanıldığı zaman kitap sizi içine alıp götürüyor. Kimi zaman bir gemide forsa, kimi zaman bir reisin yanında katip, kimi zaman ailesi katledilmiş özünde Müslüman bir rahibe, kimi zaman yeminiyle aşkı arasında kalan bir şehzade gibi hissedebilirsiniz. Ve Akdeniz'in tuzlu sularının rüzgarla birlikte genzinizi yaktığını da hissedebilirsiniz. Denizlere adanan koca bir ömre daha yakından tanıklık edebilirsiniz. Tarihe ilgisi olan veya olmayan herkese okumayı tavsiye ederim. Kitaptan bir alıntıyla sonlandırmak istiyorum: "Rahmet denizinde eğleşesin Akdeniz'in reisi!"
Efsane
8.5/10 · 12,3bin okunma
2.Abdulhamid
İşte eninde sonunda korktuğuna uğrayacak olan bu hükümdar kendine ve milletine şerefli bir tarih yazdırarak büyük Abdülhamid olacağına Mithat ve Mahmut paşaları mahkûm ettirmek, sonra da boğdurmakla başladığı zulüm ve şenaatini daha geniş mikyasta ilerletmekle Kızıl Sultan namını aldı ve Osmanlı Devleti’nin perişan olmasının baş müsebbibi oldu.
Reklam
Süleyman Şah'ın ölümünden sonraki üç yüzyıl içinde, onun onuncu halefi olan Kanuni Sultan Süleyman, Adriyatik kıyılarındaki Arnavutluk'tan İran İmparatorluğu sınırlarına ve Mısır'dan Kafkasya'ya dek uzanan koskoca bir imparatorluğu adalet ve dirayetle yönetmeye başlamıştı bile. Macaristan ve Kırım O'na bağlı prensliklerdi. Avrupa hükümdarları getirdikleri değerli armağanlarla huzuruna çıkarak, aralarındaki anlaşmazlıklar konusunda O’nun hakemliğine başvuruyorlardı. Orduları Doğu'ya giden yol üzerinde yerleşmişti. Filosu tüm Akdeniz'e egemendi. Kuzey Afrika hükümranlığını tanımıştı. İstanbul O’nundu. Bütün bunlardan sonra dünya egemenliğini elde etmek için uğraştı. 1580'de Viyana kapılarına dayandı ve Hıristiyan alemini kıskıvrak yakalamaya çalıştı. Başaramadı ve ölümünden sonra yozlaşma başladı. Halefi Ayyaş (ikinci) Selim'di. Selim'in bir Ermeni uşağın piçi olduğu ve saltanat kanının onunla değiştiği söylenir. Bir istisna dışında, ondan sonra gelen yirmi yedi padişahın her biri bir öncekinden daha da dejenere idi. Yönetimi saray haremi, iç oğlanları ve hadım ağaları ele geçirdi. İyi bir önderden yoksun kalan Türkler, tüm insanlıkla aynı sıraya girdi. Yapılarındaki çelik doku yok olmuştu. Enerjilerinden ve canlılıklarından eser kalmamıştı. Soy ve ahlak açısından çürümüşlerdi. Egemenlikleri altındaki bağımlı halklar, onlara başkaldırdılar. Yunanistan, Sırbistan ve Bulgaristan birbiri ardına bağımsızlıklarını ilan etti. Muhteşem Süleyman'ın görkemli saltanatından sonraki üç yüzyıl içinde Osmanlı İmparatorluğu müflis, mefluç ve çürümüş bir hale gelmişti. Bu imparatorluğun artık dağıtılması gerektiğine kani olan Hıristiyan güçler, onu baskı altına alıp, cesaret edebildikleri parçalarına el koymaya başladılar. Kırım'ı ve Kafkasya'yı ele geçiren Rusya, İstanbul ve Akdeniz'e açılan yolu olan Boğazlar üzerinde hak iddia etmeye başladı. Fransa, Suriye ve Tunus'a el attı. İngiltere, Mısır ve Kıbrıs'ı işgal etti. Yeni ve genişlemekte olan Almanya, diğer rakiplerini saf dışı eder etmez ülkeyi kendi başına ele geçirme ümidiyle, tüm Avrupa'ya karşı Sultan'ın , yani II. Abdülhamit’in yanında saf tuttu. Bu ulusların hepsi Osmanlı'dan özel haklar ve ekonomik ayrıcalıklar talep etmekteydi. Birer akbaba kadar açgözlü olan Hıristiyan Güçler, büyük bir iştahla imparatorluğun sonunu gözlemekteydiler. Birbirlerinden çekinerek de olsa, tohumlarını ektikleri akla ziyan Dünya Savaşı felaketi öncesinde, her birinin haset dolu gözleri, diğerlerinin üzerindeydi. Bu güçlerden hiçbiri ülkeyi işgale cesaret edemedi. Kızıl Sultan Abdülhamit Boğaziçi'ndeki sarayından kurnazca bir ulusu diğerine karşı kullanırken, can çekişmekte olan Osmanlı İmparatorluğu da yaşamını böylece sürdürmekteydi. 1877 'de bütün bunlara bir son vermek kararına varan Rusya, savaş ilan etti ve İstanbul’un onbeş kilometre yakınına dek ilerledi. Disraeli'nin başkanlığındaki Berlin Kongresi'nde tüm Avrupa, Rusya'dan geri çekilmesini talep etti: Osmanlı İmparatorluğu’nun toprak bütünlüğü korunmalıydı. Dört yıl sonra Ege Denizi'nin kuzeyindeki Selanik kentinde bir Türk olan Ali Rıza ve karısı Zübeyde'nin Mustafa adını koydukları oğullan dünyaya geldi.
2
122
1.219 öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.42