Marx’ın Devlet ve Hukuk hakkındaki pasajlarından oluşan bu kısa derleme, hukuk ve devlet kuramını yalnızca “normlar bütünü” ya da “tarafsız bir hakemlik” düzeyinde okumaya alışmış bizler için, adeta zemin kaydırıcı bir eser. Bu derleme eser, klasik pozitif hukuk literatürünün bize öğrettiği biçimiyle "lex’e" odaklanmak yerine, hukuku "ius" ile, yani kısaca toplumsal güç ilişkileri ve üretim tarzı içindeki gerçek işleviyle birlikte düşünmeye zorluyor. Dürüstçe söylemek gerekirse: Burada hukuk, bir teknik kurallar toplamı değil, sınıf egemenliğinin tarihsel biçimlerinden biri olarak ele alınıyor.
Marx’ın yaptığı, normlar sistemine içeriden bir iyileştirme önerisi sunmak değil. Hukuku, devletle birlikte, toplumsal altyapının (basis) üzerinde yükselen bir üstyapı (Überbau) kurumu olarak kavramsallaştırmak. Bu yönüyle metin, klasik hukuk devleti (Rechtsstaat) söylemine içeriden değil, dışarıdan, hatta çoğu zaman cepheden bir itiraz olarak okunmalı. Çünkü Marx’a göre hukuk, "sine ira et studio" tarafsız bir hakemlik mekanizması değil tam aksine üretim araçlarına sahip olan sınıfın kendi egemenliğini “evrensel”, “tarafsız” ve “doğal” gibi gösterme biçimi.
Eserde Marx’ın en çarpıcı tespitlerinden birisi, hukuki sistemlerin tarihsel ilerleme içinde kökenlerini gizleme, hatta unutturma eğiliminde olduğu yönünde. Toplum geliştikçe, hukukun teknik terminolojisinin günlük ekonomik ilişkilerden giderek kopmasını, sistemin kendi iç mantığına, soyut bir “irade kavramına” dayanıyormuş gibi görünmesini özellikle vurgular. İnsanlar, hayvanlardan geldiklerini nasıl unutuyorlarsa, hukukun da kendi ekonomik yaşam koşullarından doğduğunu unuturlar. Bu, modern pozitif hukukun kendi kendine atfettiği “bilimsellik” ve “tarafsızlık” iddiasını hedef alan son derece ağır bir eleştiri ama