"Çok acı çekiyor olmalı- kendi yerinde bu denli aykırı, yaşadığı dünyaya bu denli yabancı olmakla...
Ama bazen de, sanki, bu acıları istiyor- onaylıyor, onlardan hoşlanıyor, hatta onları arzuluyor- gibi geliyor bana.
Birincisi, onlardan kurtulmak için hiçbir şey yapmıyor; elinden (elimden) gelebileceği halde, hiç gidermeğe çalışmıyor onları- bırakıyor, olsunlar, oluşsunlar, olgunlaşsınlar... (Ben de, o gecelerin ikincisinde, yere oturup, sırtımı duvara dayayıp, loş ışıkta, saatlerce- neredeyse sabaha dek- öyle oturmuştum: zonklayan beynimle, takırdayan kalbimle-
Hiç sesini çıkarmamıştı: onaylar gibi, sessizce durmuştu benimle birlikte- o denli acı çekiyor olmasaydım, o saatlerin dinginlik- hatta, sevinç; evet,: 'mutluluk' - saatleri olduğunu düşünebilirdim...
Birincisi ise çok farklıydı- acısı da sevinci de. Hiç bu kadar yakınlaşmamıştı hüzün ile neşe birbirine...)
İkincisi, sanki destekliyor, hatta körüklüyor acıları- sanki, o eski bilgelik öğretisine uyuyor: bedelini acıyla ödemediği sevinç, değersizdir, diyen."