Kaan Kavcar

Kaan Kavcar
@kk48
“Quid rides? Mutato nomine, de te fabula narratur.”
"Yalnız olmayı öğrenmeliyim- aslında öyleyim; ama, bunu bir bilinç içeriği olarak edinip, bir eylem biçimi olarak uygulamalıyım. Onunla aykırı düştüğüm noktalar, özgürlüğün gereklerini gerçekleştiremediğim noktalar olduğuna göre, onun benim üzerimdeki belirleyiciliği, benim özgür olmamı gerektiren- onun benim özgür olmamı istediği, o yolda iletide bulunduğu- belirlemeler:- Benim üzerimde egemen olmasının yönelimi, benim özgürlüğüm: ben özgür olayım diye bana egemen olmağa çalışıyor- ama, işte, ben özgür olamıyorum; yani o bana egemen olamıyor- dolayısıyla, ben ona egemen olmalıyım ki, özgür olabileyim..."
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
"Oysa, ulaşabilseydim, onun kovuğunda ne büyük bir hazine bulabilirdim: Yaşamımın bütün ülküleri, hayalleri, düşleri- değerleri-; (amaçlarım, ereklerim, hedeflerim), tertipli, düzenli, anlamlı bütünlükler içinde, orada- pırıl pırıl, hiç eskimeyen, yıpranmayan, geçip gitmeyen bengilikleri içinde... -Kırk Haramilerin Mağarası'ndaki hazine gibi... Artık çok geç: oraya giremem; girebilseydim bile, diyemezdim, söyleyemezdim onu -zaten, bilmiyorum, işte..."
"Çok acı çekiyor olmalı- kendi yerinde bu denli aykırı, yaşadığı dünyaya bu denli yabancı olmakla... Ama bazen de, sanki, bu acıları istiyor- onaylıyor, onlardan hoşlanıyor, hatta onları arzuluyor- gibi geliyor bana. Birincisi, onlardan kurtulmak için hiçbir şey yapmıyor; elinden (elimden) gelebileceği halde, hiç gidermeğe çalışmıyor onları- bırakıyor, olsunlar, oluşsunlar, olgunlaşsınlar... (Ben de, o gecelerin ikincisinde, yere oturup, sırtımı duvara dayayıp, loş ışıkta, saatlerce- neredeyse sabaha dek- öyle oturmuştum: zonklayan beynimle, takırdayan kalbimle- Hiç sesini çıkarmamıştı: onaylar gibi, sessizce durmuştu benimle birlikte- o denli acı çekiyor olmasaydım, o saatlerin dinginlik- hatta, sevinç; evet,: 'mutluluk' - saatleri olduğunu düşünebilirdim... Birincisi ise çok farklıydı- acısı da sevinci de. Hiç bu kadar yakınlaşmamıştı hüzün ile neşe birbirine...) İkincisi, sanki destekliyor, hatta körüklüyor acıları- sanki, o eski bilgelik öğretisine uyuyor: bedelini acıyla ödemediği sevinç, değersizdir, diyen."
"Eskiler, bir de, yüreği, duyguların, duygulanımların asıl 'yer' i - yani, 'varoldukları' yer - saymışlardır--- şimdiki 'bilim'imize göreyse, yürek, bazı sinir düğümlerinin denetlendiği özel türden bir kas yapısından başka birşey değil: kan 'pompa'lamağa yarayan bir tür emme basma tulumba - içinde, kandan başka birşey de yok; ne duygu, ne duygulanım..."
"Bu noktada akla şöyle bir soru geliyor: Onu 'düşlerimin öznesi' 'kurucusu ve görücüsü' saydığıma göre; bir de benim gözlerimi kullandığını düşündüğüme göre, düş görürken, aslında gören o; ben, değil miyim ?"