Fantastik kitaplar ne kadar hayal ürünü olursa olsun, sonuçta gerçekleri yaşayan insanların elinden çıkıyor. Bize sunulan bu evrende geçen skaa ve asiller de elbette gerçeğin fantastik bir versiyonu gibiler. Evet, belki biz allomanser kullanamıyor olabiliriz fakat bizim içimizde de soylu ve skaa'lar var. Bizim de inandığımız ve asla kalıplarını kırmadığımız lord hükümdarlarımız ve onlara kafa tutan, "umut" olmak için direnen insanlarımız var.
Kitabın konusu anlatılmayacak kadar yoğun olabilir fakat bu anlaşılması zor bir kitap değildi. Belki yorucu ve zaman isteyebilir ama yazar evrenin ve güçlerin, yönetim şeklinin ve yaşamın nasıl olduğunu bize ustalıkla anlatıyor. Her sahnenin içinde kendinizi kaybetmiş bulabiliyorsunuz. Bir fantastik kitabın sahip olması gereken her şey içinde mevcut ki fantastik seven birinin bu kitabı okumaması büyük kayıp olur. Bu fantastikliğin içinde biraz distopya gizlenmiş de diyebilirim. Sonuçta bin yıldır devrilmeyen bir despotu yıkmak için verilen mücadele anlatılıyor. Yine kitabı okurken başka kitaplarda karşılaştığım, hatta gerçek hayatta karşılaştığım bir soru ile karşı karşıya kaldım: tüm insanlar birleşse korkularımızı ve bizden güçlü olan, yıkılmayan duvarları yere serebilir miyiz? Kitapta bunun olması için umut lazım ve umudun olması için de inanılacak bir sebep. Kitap bu yüzden dinle alakalı baya temele dayandırılmış.
Her karakter ve yaşanan her olay aslında bize cevaba bağlayan yapboz parçaları gibi. Sadece hepsi çok dağılmış ve biz kitabı okuyarak bir nevi onları bir araya getiriyoruz. Kitabın sonunda oluşan resim ise benim için büyüleyici. Zaten kitabın ilk bölümlerinden yazarın tüm kitaplarını okuma kararı aldım. Ve kesinlikle gıpta ettiğim bir yazar olacak. Serinin diğer kitaplarını da büyük bir hevesle