Yıllar önce (1995) bir yazısında “… bir yazarın kendi kitaplarından daha ünlü ve hayranlık uyandırıcı olması garibime gider.” der İhsan Oktay Anar. Der ve dediği gibi olur. Ben bugün Puslu Kıtalar Atlası ile kendisini tanıdım. Tanıdım ve önce esere sonra yazara hayran oldum. Türü, konusu, kurgusu ve üslubu ile bitmesin istediğim eşsiz bir eser.
Eser, hayatın öngörülemez rastlantılarla çizilmiş karmaşık bir tablo olduğunu bize tekrar tekrar hatırlatıyor. Hayatın ilginç tesadüflere gebe olduğu üzerinde çokça duruluyor. Kitap adeta enteresan kariyerler atlası. İnsanların, hayvanların ve hatta nesnelerin kariyerlerinden bahsediliyor. Birçok hikayeden örülmüş bir ana hikaye mevcut. Her bölümde yeni bir karakterin hikayesi/kariyeri anlatılıp sonunda hepsinin yolları kesiştiriliyor. Hikaye süresince karakterlerin bazen adı değişiyor yüzü aynı kalıyor, bazen de yüzü değişiyor adı aynı kalıyor.
İnsan, kitap bittiğinde durup düşünüyor: “Benim hikayem hangi rastlantılara gebe ve ben hikaye süresince nasıl değişeceğim?” diye.
“Macera büyük bir ibadettir. (syf 55)” yaşayalım görelim…