• ..Tez akşam oldu ,daha yapacak işlerimiz vardı
    .Abdullah Palaz

    #SPOILER

    Tatar Ramazan gerçek miydi ?diyerek yola çıktım ..karşımda Abdullah dayı'duruyordu ... 38 sürgün ,48 yıl hapis cezası 19 resmi cinayetten 43 gayrı resmî cinayet sayısız yaralama .. dört idam ,170 yıl hapis cezası yemiş.
    Baktığında "Canavar" dediklerinden ..öylemiydi merak ettim okudum .. öz yaşam hikayesini 1994 yılında yazara bir bir anlatmış ..çocukluğundan öldüğü güne kadar nasıl "Canavar " oldum diyor ..
    "Kimse de yüzüne karşı canavar diyememiş o da ayrı mesele "

    Bir katil'in biyografisi ...

    En büyük özelliği hiçbir şeyi unutmaması
    Isimleri ,olayları ,tarihleri ve hataları unutmayan bir adam "hata yapmayacaksınız diyor "affı yoktur "

    Babası ısmet paşayla Yemende savaşmış daha sonra Antep direnişinde Mehmet Sait yani namı diger "Şahin bey" ile at sürmüş. ."ben bunları babamdan dinledim diyor __yoksa ben nerden bileceğim "

    Herşey bitip Fransızlar geri çekilirken "ailesi ile yaylım ateşine tutulmuş Ali ağa üç evladını ve eşini katletmisler ,kendi de bir kolu kopuk olarak yaşamış ..tabii o bunları o kadar güzel anlatiyor ki keşke okuyup görseniz ..velhasıl bu olaydan yıllar sonra Ali ağa tekrar evleniyor ve Abdullah doğuyor ..

    24 odalı kocaman kilerli bir evde büyüdüm diyor ..daha yedi yaşındayken açları doyurmaya ,yoksulu giydirmeye başlıyor ..bazı coğrafyalar erken büyüyor çocukları sanırım. .sekiz yaşında ilk silahı eline alıyor ..on yaşında vuramadıģı hedef yok ..onüç yaşında babasının kendine hediye ettiği tarlanin suyunu kesmek isteyen valiyi vuruyor ..
    "Demiştim sana Vali bey tek dur diye! Begendin mi simdi yaptığını? "

    Atı,silahı,namı derken aman diyenin yardımına koşuyor serde gençlik ,damarda deli kan ..hiç tanımadığı bir kadının hakkını gasp edenlere verince kurşunu başlıyor hikaye ..
    Halepte iki yıl saklıyorlar onu ne olursa olsun deyip dönüyor memlekete 17 ay cezaevi ,ilk giriş böyle oluyor ama son değil ..

    Sonrasını ne ben anlatmakla bitirebilirim ne onun anlattığı gibi anlatabilirim ..

    Cezaevlerinde yaşamı, ağzından dökülen "ki çenesinden vurulmuş ağzı kuş kadar"
    Hayatta kalma savaşını ondan dinlemeniz gerekir ..

    Sürgün nedir ?kumar nedir ?silah nedir?hapishane nedir?müdür, gardiyan,koğuş aģası nedir?pekmez tenekesi nedir?tuğladan,demirden el yapimi "alet"nedir?
    Kanalizasyon çukuru nedir?falaka,yıģma,yıkma? nedir bunlar?
    Firar nedir ?isyan nedir?koğuş basmak?alem yapmak? Racon? ?? nedir ..

    Şimdi bunları "övülsün"diye değil "bilinsin"diye yaziyorum sizlere ..

    Kan davaları süren coğrafyalar, belinde silahla büyüyen çocuklar "ne gülüyorsun dayının katilini öldürdünmü ki " diyen anneler göreceksiniz bu kitapta ..

    Suçun suçu büyüttüğü,beslediği ,semirttiği ceza evleri göreceksiniz ..idam cezasının caydırıcı değil "nasılsa idamlığım üç kişi daha vursam ne olur" diyen adamlar göreceksiniz ..

    Bir çok ünlü isim ama özellikle "Nazım Hikmet " göreceksiniz. .Bütün namlı cezaevleri Bursa ,Sinop dahil sayamadıģım kadar yere girip çıkacaksınız ..

    Bir "farklı " adam hikayesi Abdullah Dayı
    Hakkını savunan,canını ortaya atan,kumarı yasaklayan, yoksulu doyuran ,garibanı ezdirmeyen, öldürdüğü kadar da ölümden dönen bir adam hikayesi ..

    Okuyun "Tatar Ramazan" demişlerse eğer ona "az bile "söylemişler ..

    Hür ve adaletli bir dünya dileğiyle ..
    Iyi okumalar ...
  • Julio Cortazar'ın kitabı, benim 21 sene önce askerde geceleri silahlık nöbetimde okumaya çalıştığım kitabın ta kendisi:

    Nisan ayına rağmen soğuğu tükenmemiş Erzurum ovasına, Palandöken'den gelen küçük kar fırtınalarına ve hiç ama hiç sertliğe, haşinliğe temas etmemiş ellerime, bedenime hırçın hırçın saldıran soğuk Erzurum gecelerinde, o hiç sevmediğim beyaz lambanın altında silahlıkta okumaya çalıştığım kitabı yarım yamalak okumuştum. Şimdi bunca sene sonra, loş ışıklı odamda, duvarda Dodi'min resimlerinin hemen altında, günlere yaya yaya okudum kitabı ve hatıralardan daha güzel geldi üslûbu yine yazarın, çünkü Cortazar okumak demek benim için her zaman anlamaktan çok tad almak oldu; yazarın kaleminin bir türlü kısa cümleler kurmaya yanaşmayan ve bir şekilde bir dil nehrini ya da küçük cıvıltılı bir akarsuyu andıran dilinden her defasında çok etkileniyorum. Cortazar okumak, anlamak konusunda çaresiz kaldığım; ama melodisinden, ahenginden, hızından, çağlayışından çok büyük bir keyif aldığım ve keşke bitmese diye hayıflanarak sayfaları çevirdiğim bir okuma, edebiyat lezzeti benim için: sanki Orhan Pamuk'un Yeni Hayat kitabının kapağında sayfaları açık ve içinden ışık ve nur fışkıran kitaba erenköy istasyonunun hemen yanı başındaki evinin penceresinden bakan o genç adam aslında yeni hayat'ı değil de Cortazar'ın her hangi bir eserini okuyor gibidir, ve nasıl bilmiyorum ama, sanki eğer bir kitap okuyup da hayatı değişecekse bir insanın, o kitap ancak bir cortazar kitabı olabilecektir ve başka türlüsü mümkün değildir asla; çünkü dil bu kadar maharetle, hem usul usul, hem coşkuyla akarken metinden metine, ancak Seksek kitabında muzipçe önerdiği okuma sırasına, yani seksek oynamaya davet ettiği okuruna bu sefer hiç bir şey söylemeden hikâyeden roman parçalarına, neredeyse makalelerden sayıklamalara dek belki günümüzde çokça rastlanabilecek edebi çalışmalara Cortazar yine kendi tarzıyla şekil veriyor ve bizi istediğimiz bölümden başlayarak okusak dahi başı sonu ortası yine aynı bütünlük hissini ya da parçalanmış, bölünmüş, kasıtlı olarak bir bütün oluşturmayan ya da bunu hedeflese bile birbirine eklenecekleri noktaları belirsiz ve değişebilecek bir şekilde yanyana getirilmiş bu metinlerde yine kitaptaki bölümlerden biri (ve en iyilerden biri olan) Bakışın Yönü'nde anlattığı şeyi yapıyor; bakışımızı çevirerek, yönlendirerek Lucas'ı çok sayıda kısa ve uzun metinle, makaleyle, kısa öyküyle, sayıklamayla, düşle, metin yazmakla ilgili metinlerle anlatarak belki bir insanı anlamanın kolay olmadığı ve bakışın yönünün çoğaltılması gerektiği anlamında bir şeyler söylüyor, belki bir karakteri anlatmak derdinde olmanın beyhudeliğe varan bir gayret olduğunu söylüyor. Ancak yine de, bence, benim anlayabildiğim kadarıyla, okuyabildiğim ve tadabildiğim bütün Cortazar eserlerinde gördüğüm gibi, yazarın gerçek meselesi, edebiyatın gerçek meselelerinden biri: o da, anlatmak, o da dil. Yazarın kendine has ve asla teklemeyen, asla duraksamayan dili ve anlatım üslûbu burada da kendini çok ama çok iyi yazılmış ve çevirisi zor olduğu belli metinlerde gösteriyor.

    Bütün bunlar 21 yıl sonra düşündüklerim, anlayamaya çalışarak söylediklerim oldu. Ya da Parkların Sürekliliği'nde anlattığı şey oluyor yine Cortazar'ın ve belki ben de aslında şu anda koğuşun hemen yanı başındaki silahlıkta lambadan gelen cızırtı sesleri koğuştaki askerlerin horlamalarına karışırken geceler boyu azar azar Cortazar okuyor ve 21 sene sonrası bu yazıyı yazdığımı Nisan ayında kar koğuş camlarına vurarak toprağa düşerken, gencecik ve hayatın kendisine hazırladığı nice nahoş sürprizden bihaber, hayâl ediyorum.
  • "... Benim hastalığım, yirmi yıl içinde bütün kasabada tek bir akıllı adam bulabilmemdir. Ama o da bir deli!"
  • Zindan iki hece, Mehmed'im lâfta! 
    Baba katiliyle baban bir safta! 
    Bir de, geri adam, boynunda yafta...
    Halimi düşünüp yanma Mehmed'im! 
    Kavuşmak mı? .. Belki... Daha ölmedim!

    Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli,
    Kırmızı tuğlalar altı köşeli.
    Bu yol da tutuktur hapse düşeli...
    Git ve gel... Yüz adım... Bin yıllık konak.
    Ne ayak dayanır buna, ne tırnak! 

    Bir âlem ki, gökler boru içinde! 
    Akıl, olmazların zoru içinde.
    Üstüste sorular soru içinde:
    Düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu? 
    Buradan insan mı çıkar, tabut mu?

    Bir idamlık Ali vardı, asıldı; 
    Kaydını düştüler, mühür basıldı.
    Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı. 
    Ondan kalan, boynu bükük ve sefil; 
    Bahçeye diktiği üç beş karanfil...

    Müdür bey dert dinler, bugün 'maruzât'! 
    Çatık kaş.. Hükûmet dedikleri zat...
    Beni Allah tutmuş, kim eder azat? 
    Anlamaz; yazısız, pulsuz, dilekçem...
    Anlamaz; ruhuma geçti bilekçem!

    Saat beş dedi mi, bir yırtıcı zil; 
    Sayım var, maltada hizaya dizil! 
    Tek yekûn içinde yazıl ve çizil! 
    İnsanlar zindanda birer kemmiyet; 
    Urbalarla kemik, mintanlarla et.

    Somurtuş ki bıçak, nâra ki tokat; 
    Zift dolu gözlerde karanlık kat kat...
    Yalnız seccâdemin yününde şefkat; 
    Beni kimsecikler okşamaz mâdem; 
    Öp beni alnımdan, sen öp seccâdem!

    Çaycı, getir, ilâç kokulu çaydan! 
    Dakika düşelim, senelik paydan! 
    Zindanda dakika farksızdır aydan.
    Karıştır çayını zaman erisin; 
    Köpük köpük, duman duman erisin!

    Peykeler, duvara mıhlı peykeler; 
    Duvarda, başlardan, yağlı lekeler,
    Gömülmüş duvara, baş baş gölgeler...
    Duvar, katil duvar, yolumu biçtin! 
    Kanla dolu sünger... Beynimi içtin!

    Sükût... Kıvrım kıvrım uzaklık uzar; 
    Tek nokta seçemez dünyadan nazar.
    Yerinde mi acep, ölü ve mezar? 
    Yeryüzü boşaldı, habersiz miyiz? 
    Güneşe göç var da, kalan biz miyiz?

    Ses demir, su demir ve ekmek demir...
    İstersen demirde muhali kemir,
    Ne gelir ki elden, kader bu, emir...
    Garip pencerecik, küçük, daracık; 
    Dünyaya kapalı, Allaha açık.

    Dua, dua, eller karıncalanmış; 
    Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış.
    Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış...
    Bir soluk, bir tütsü, bir uçan buğu; 
    İplik ki, incecik, örer boşluğu.

    Ana rahmi zâhir, şu bizim koğuş; 
    Karanlığında nur, yeniden doğuş...
    Sesler duymaktayım: Davran ve boğuş! 
    Sen bir devsin, yükü ağırdır devin! 
    Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin!

    Mehmed'im, sevinin, başlar yüksekte! 
    Ölsek de sevinin, eve dönsek de! 
    Sanma bu tekerlek kalır tümsekte! 
    Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir! 
    Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir
  • "Kitaplar notayken, konuşmak şarkının kendisidir.
    Anton Çehov
    Sayfa 38 - Tutku Yayınevi
  • "Yeryüzünde hiç iyi bir şey yoktur ki kökeninde ahlaksız bir şey olmasın."
    Anton Çehov
    Sayfa 29 - Tutku Yayınevi
  • "İnsanları eleştirirken hiç ara renklere yer vermez, sadece siyah ve beyaz bakardı olaya; grilere yer yoktu onun hayatında."
    Anton Çehov
    Sayfa 14 - Tutku Yayınevi