Dnsnmeryem, bir alıntı ekledi.
12 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Her türlü zorbalığın toplum tarafından makul ve yerinde bir gereklilik olarak karşılandığı, beraat kararı gibi her türlü merhamet göstergesinin toplumda tatminsizlik ve intikam duyguları uyandırdığı bir dünyada adaleti düşünmek gülünç değil midir?

Altıncı Koğuş, Anton Çehov (Sayfa 8)Altıncı Koğuş, Anton Çehov (Sayfa 8)
Sevgi Bütüner, bir alıntı ekledi.
Dün 14:44 · Kitabı okuyor

Her türlü zorbalığın toplum tarafından makul ve yerinde bir gereklilik olarak karşılandığı, beraat kararı gibi her türlü merhamet göstergesinin toplumda tatminsizlik ve intikam duyguları uyandırdığı bir dünyada adaleti düşünmek gülünç değil mi?

Altıncı Koğuş, Anton Çehov (Sayfa 8 - İş bankası)Altıncı Koğuş, Anton Çehov (Sayfa 8 - İş bankası)
Sevgi Bütüner, bir alıntı ekledi.
Dün 14:41 · Kitabı okuyor

Çok okuyordu. Bütün gün kulüpte otururken sakalını sinirli sinirli karıştırdığı , dergilerin ve kitapların içine gömüldüğü zamanlar olurdu. Yüzüne bakıldığında bunları okumaktan ziyade çiğnemeden yuttuğunu görmek mümkündür. Okumak onun hastalıklı alışkanlıklarından biri kabul edilmelidir; zira geçmiş yılların gazete ve takvimleri bile olsa eline geçen her şeye aynı açgözlülükle saldırırdı. Evinde sen her daim uzanarak okurdu.

Altıncı Koğuş, Anton Çehov (Sayfa 7 - İş bankası)Altıncı Koğuş, Anton Çehov (Sayfa 7 - İş bankası)
Sevgi Bütüner, bir alıntı ekledi.
Dün 14:35 · Kitabı okuyor

Ona göre insanlık; namuslular ve namussuzlar olmak üzere ikiye ayrılıyordu. İkisinin arası yoktu. Kadınlardan ve aşktan daima tutkuyla heyecanla bahsederdi ancak bir kez bile aşık olmamıştı.

Altıncı Koğuş, Anton Çehov (Sayfa 6 - İş bankası)Altıncı Koğuş, Anton Çehov (Sayfa 6 - İş bankası)
Sevgi Bütüner, bir alıntı ekledi.
Dün 14:34 · Kitabı okuyor

Kasabada yaşamak boğucu ve sıkıcıdır; yüksek ideallerden yoksun olan toplum zorbalıkla kaba bir sefahatle iki yüzlülükle çeşitlendirirmiş cansız, anlamsız bir yaşam sürmektedir. Namuslular kıt kanaat geçinirken, namussuzların karnı tok sırtı pektir.

Altıncı Koğuş, Anton Çehov (Sayfa 6 - İş bankası)Altıncı Koğuş, Anton Çehov (Sayfa 6 - İş bankası)
Sevgi Bütüner, bir alıntı ekledi.
Dün 14:29 · Kitabı okuyor

Akıldışı sözlerini kağıda aktarmak güçtür insanların alçaklıklarından, hakikate kafa tutan zorbalıktan, zamanla yeryüzüne inecek olan güzel hayattan, zorbaların aptallığını ve acımasızlığını her dakika anımsatan pencerelerin parmaklıklarından bahseder.

Altıncı Koğuş, Anton Çehov (Sayfa 5 - İş bankası)Altıncı Koğuş, Anton Çehov (Sayfa 5 - İş bankası)
Sevgi Bütüner, bir alıntı ekledi.
Dün 14:25 · Kitabı okuyor

Savaşmaktan ve devamlı bir korku halinde olmaktan hırpalanmış ruhunu tıpkı bir aynadaki gibi yansıtan solgun ve mutsuz bir yüzü var. Yüzünü garip ve acı çeker bir ifadeyle buruşturuyor, ancak derin ve gerçek acının yüzüne yerleştirdiği bu inçe çizgilerden mantıklı ve zeki biri olduğunu anlamak mümkün.

Altıncı Koğuş, Anton Çehov (Sayfa 4 - İş bankası)Altıncı Koğuş, Anton Çehov (Sayfa 4 - İş bankası)
OKUNMUŞ KÜTÜPHANE, bir alıntı ekledi.
Dün 13:49 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

Zindandan Mehmet'e Mektup
Zindanda iki hece.Mehmed'im lafta!
Baba katiliyle baban bir safta!
Bir de geri adam,boynunda yafta...

Halimi düşünüp yanma Mehmed'im!
Kavuşmak mi?..Belki ..Daha ölmedim!

Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli,
Kırmızı tuğlalar altı köşeli.
Bu yol da tutuktur hapse düşeli...

Git ve gel... Yüz adım...Bin yıllık konak
Ne ayak dayanır buna ,ne tırnak!

Bir alem ki, gökler boru içinde.
Akıl almazların zoru içinde
Üstüste sorular soru içinde.

Düşün mü,konuş mu, sus mu ,unut mu?
Buradan insan mı çıkar,tabut mu?

Bir idamlık Ali vardı,asıldı
Kaydını düştüler,mühür basıldı.
Geçti gitti,birkaç günlük fasıldı

Ondan kalan,boynu bükük ve sefil;
Bahçeye diktiği üç beş karanfil...

Müdür bey dert dinler,bugün"maruzat"!
Çatık kaş...Hükumet dedikleri zat...
Beni Allah tutmuş kim eder azat?

Anlamaz;yazısız,pulsuz,dilekçem...
Anlamaz!ruhuma geçti bilekçem!

Saat beş dedi mi,bir yırtıcı zil
Sayım var, maltada hizaya dizil!
Tek yekun içinde yazıl ve çizil!

Insanlar zindanda birer kemmiyet;
Urbalarla kemik,mintanlarla et.

Somurtuş gibi bıçak,nara gibi tokat;
Zift dolu gözlerde karanlık kat kat...
Yalnız seccademin yönünde şefkat

Beni kimsecikler okşamaz madem
Öp beni alnımdan,sen öp seccadem!

Çaycı getir ilaç kokulu çaydan!
Dakika düşelim,senelik paydan!
Zindanda dakika farksız aydan

Karıştır çayını zaman erisin
Kopuk kopuk,duman duman erisin!

Peykeler,duvara mihli peykeler
Duvarda,başlardan yağlı lekeler
Gömülmüş duvara,bas bas gölgeler...

Duvar,katil duvar yolumu biçtin
Kanla dolu sünger... Beynimi içtin

Sukut...Kıvrım kıvrım uzaklık uzar
Tek nokta seçemez dünyada nazar
Yerinde mi acep,ölü ve mezar?

Yeryüzü boşaldı habersiz miyiz?
Güneşe göç varda ,kalan biz miyiz?

Ses demir,su demir ve ekmek demir...
İstersen demirde muhali kemir.
Ne gelir ki elden,kader bu,emir...

Garip pencerecik,küçük daracık;
Dünyaya kapalı,Allah'a açık

Dua,dua eller karıncalanmış;
Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış
Gözyaşı bir tarla,hep yoncalanmış

Bir soluk,bir tütsü,bir uçan buğu
İplik ki incecik,örer boşluğu

Ana rahmi zahir ,şu bizim koğuş
Karanlığında nur,yeniden doğuş....
Sesler duymaktayım;Davran ve boğuş!

Sen bir devsin,yükü ağırdır devin!
Kalk ayağa,dimdik doğrul ve sevin!

Mehmed'im,sevinin ,başlar yüksekte!
Ölsek de sevinin,eve dönsek de!
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!

Yarın elbet bizim,elbet bizimdir!
Gün doğmuş ,gün batmış ,ebed bizimdir

Çile, Necip Fazıl Kısakürek (Sayfa 420)Çile, Necip Fazıl Kısakürek (Sayfa 420)
Azem Kutlu, bir alıntı ekledi.
18 May 16:28 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Acı, acı hakkındaki canlı düşüncedir. Bu düşünceyi değiştirmek için irade gücü göster, onu silkip at, şikayet etmeyi bırak; acı kaybolup gidecektir."

Altıncı Koğuş, Anton Çehov (Sayfa 37)Altıncı Koğuş, Anton Çehov (Sayfa 37)

Necip fazıl kısa kürek
Zindan iki hece, Mehmed'im lâfta! 
Baba katiliyle baban bir safta! 
Bir de, geri adam, boynunda yafta...
Halimi düşünüp yanma Mehmed'im! 
Kavuşmak mı? .. Belki... Daha ölmedim!

Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli,
Kırmızı tuğlalar altı köşeli.
Bu yol da tutuktur hapse düşeli...
Git ve gel... Yüz adım... Bin yıllık konak.

Ne ayak dayanır buna, ne tırnak! 
Bir âlem ki, gökler boru içinde! 
Akıl, olmazların zoru içinde.
Üstüste sorular soru içinde:
Düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu? 
Buradan insan mı çıkar, tabut mu?

Bir idamlık Ali vardı, asıldı; 
Kaydını düştüler, mühür basıldı.
Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı. 
Ondan kalan, boynu bükük ve sefil; 
Bahçeye diktiği üç beş karanfil...

Müdür bey dert dinler, bugün 'maruzât'! 
Çatık kaş.. Hükûmet dedikleri zat...
Beni Allah tutmuş, kim eder azat? 
Anlamaz; yazısız, pulsuz, dilekçem...
Anlamaz; ruhuma geçti bilekçem!

Saat beş dedi mi, bir yırtıcı zil; 
Sayım var, maltada hizaya dizil! 
Tek yekûn içinde yazıl ve çizil! 
İnsanlar zindanda birer kemmiyet; 
Urbalarla kemik, mintanlarla et.

Somurtuş ki bıçak, nâra ki tokat; 
Zift dolu gözlerde karanlık kat kat...
Yalnız seccâdemin yününde şefkat; 
Beni kimsecikler okşamaz mâdem; 
Öp beni alnımdan, sen öp seccâdem!

Çaycı, getir, ilâç kokulu çaydan! 
Dakika düşelim, senelik paydan! 
Zindanda dakika farksızdır aydan.
Karıştır çayını zaman erisin; 
Köpük köpük, duman duman erisin!

Peykeler, duvara mıhlı peykeler; 
Duvarda, başlardan, yağlı lekeler,
Gömülmüş duvara, baş baş gölgeler...
Duvar, katil duvar, yolumu biçtin! 
Kanla dolu sünger... Beynimi içtin!

Sükût... Kıvrım kıvrım uzaklık uzar; 
Tek nokta seçemez dünyadan nazar.
Yerinde mi acep, ölü ve mezar? 
Yeryüzü boşaldı, habersiz miyiz? 
Güneşe göç var da, kalan biz miyiz?

Ses demir, su demir ve ekmek demir...
İstersen demirde muhali kemir,
Ne gelir ki elden, kader bu, emir...
Garip pencerecik, küçük, daracık; 
Dünyaya kapalı, Allaha açık.

Dua, dua, eller karıncalanmış; 
Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış.
Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış...
Bir soluk, bir tütsü, bir uçan buğu; 
İplik ki, incecik, örer boşluğu.

Ana rahmi zâhir, şu bizim koğuş
Karanlığında nur, yeniden doğuş...
Sesler duymaktayım: Davran ve boğuş! 
Sen bir devsin, yükü ağırdır devin! 
Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin!

Mehmed'im, sevinin, başlar yüksekte! 
Ölsek de sevinin, eve dönsek de! 
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte! 
Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir! 
Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!