Kitaplığımda okunmayı beklerken tekrar ağaca dönen kitaplar
Artık eskisi kadar kitap almadığım için (kendimi eğitme çabaları) kitaplığımda okunmayı bekleyen kitapları bir iletide toplamak istedim. İşte karşınızdaaa asla sıfırlanmayan o malum liste: ---TÜRK EDEBİYATI--- --Tarihi-- >Nutuk-M. K. Atatürk >Milli Mücadele Tarihi-Halil İnalcık >Eski Türk Tarihi-Ahmet Taşağıl >Kök Tengri'nin Çocukları-Ahmet Taşağıl >Osmanlı Padişahları-Erhan Afyoncu >Ateşten Gömlek-Halide Edip Adıvar >Küçük Ağa-Tarık Buğra >Ankara-Yakup Kadri Karaosmanoğlu >Deli Kurt- H. Nihal Atsız --Klasik/Roman-- >Semaver-Sait Faik Abasıyanık >Aylak Adam-Yusuf Atılgan >Surname-İskender Pala >Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk-İskender Pala >Puslu Kıtalar Atlası-İhsan Oktay Anar >72.Koğuş-Orhan Kemal >Dede Korkut Hikayeleri --Şiir-- >Uzak-Oruç Aruoba >Yağmur-Nurullah Genç ---YABANCI---
“Yoldaşlar, ölürsem o günlerden önce yani, Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün beni ve de uyansın üstümde bir çınar…” Nazım Hikmet Haziran, Türk edebiyatı için bir takvim yaprağından ziyade; adaletsizliğe, sürgüne ve sömürüye karşı kelimelerle kurulmuş barikatların ayıdır. Nazım Hikmet’in Moskova’daki beton odasından, Orhan Kemal’in Sofya’daki telif borçlu daktilosuna ve Ahmed Arif’in Ankara’nın gri sokaklarında duran o devasa kalbine uzanan çizgide; muktedirlerin yazdığı resmi tarih ile halkın kolektif hafızası amansız bir savaşa tutuşur. Takvimler 3 Haziran 1963'ü gösteriyordu ama sürgünün coğrafyasında mevsimler hep ayazdı. Resmi tarihin muktedirleri arkasından "Vatan haini" diye bağırdılar; oysa yanılıyorlardı. Gazeteler kalbi durdu yazıyordu oysa duran şey bir kalpten fazlasıydı; Anadolu’nun hürriyet ritmi, bir nehrin memleket denizine akma telaşıydı... Nazım’ın Moskova’da son nefesini verdiği o 1963 Haziran’ında, New York borsası yükseliş rekorları kırıyor, Vietnam’da Amerikan helikopterleri pirinç tarlalarını ateşe veriyordu. Gazeteler saray düğünlerini ve lüks otomobil reklamlarını manşet yaparken, tek bir dizeden korkan generaller orduları alarma geçirmişti. 1940 yılının kışında, Bursa Cezaevi’nin kapısı Raşit Kemali (Orhan Kemal) adında genç bir mahkumun yüzüne kapandı. Rutubetli duvarda eski bir gazete kupüründen kesilmiş bir Nâzım Hikmet fotoğrafı asılıydı. Genç adam o fotoğrafa bakıp iç geçiriyordu. Birkaç gün sonra yan koğuşa o fotoğrafın aslı getirildi. Nazım Hikmet, kanlı canlı karşısındaydı. Mavi gözlü devin, Bursa’nın o rutubetli, küf kokan koğuşunda elinden tutup kulağına “Sen şiir yazma, senin kumaşında büyük bir romancı var” diye fısıldadığı o genç adam... Otuz yıl sonra, usta ile çırağın kaderi gurbetin aynı siyah noktasında birleşiyor.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
"Yaşamınız ne kadar tantanalı geçerse geçsin, sonunuz gene de tahta bir tabuta konup karanlık çukura atılmak olacak." - Anton Çehov, Altıncı Koğuş
Haziran Ayı Okuma Listem El Kızı- Orhan Kemal Sabahın Üçü- Gianrico Carofiglio Altıncı Koğuş- Anton Çehov Emanet Çocuk - Claire Keegan
Bayram, Her Kalbin Kendi Kurbanıdır...
Bugün sokaklarda dolaşan o tanıdık telaş Her kapıya aynı duyguyla uğramıyor Takvimin üzerine yazılan o kutsal gün Her insanın omzuna başka bir ağırlık bırakıyor Bir evin içine sıcak bir ekmek kokusu gibi yayılırken Başka bir evin duvarına uzun bir sessizlik asıyor Bayram dediğimiz şey Aynı göğün altında yaşayan herkesi aynı şekilde ısıtmıyor Kimi için çocuk seslerinin büyüttüğü güvenli bir liman oluyor Kimi için gün boyu geçmeyen ağır bir gölgeye dönüşüyor Sabah erkenden uyanan ailelerin evlerinde Hayat bütün yorgunluğuna rağmen yeniden kuruluyor Mutfaktan yükselen tanıdık kokular Koridorlarda koşan çocuklar Birbirine yetişmeye çalışan anne babalar Aynı sofranın etrafında çoğalan kahkahalar İnsan bazen sadece aynı masaya oturabildiği için bile şükrediyor Çünkü hayat Bir arada kalabilmeyi bile zamanla büyük bir mucizeye çeviriyor Ama aynı sabah Hemen birkaç sokak ötede Başka bir sessizlik başlıyor Bir zamanlar aynı bayram sofrasında göz göze gelen insanlar
İnsanlar nasıl yalnız kalmak için daha tepelerine çıkıp uygarlıktan kaçıyorsa, bazı hastaların zihinleri de yalnızlığı koğuş sınırlarının ötesinde buluyordu. Hatta bazıları, hatta dönmeyecekleri yerlere gidiyordu. Petey Ben Mikaelsen
Duygu ve Düşünce