Kitapları yarım bırakabilme gibi bir özelliğim olsaydı bu kitabı ilk 20. sayfada bırakırdım. Bittikten sonra kendimi sorgularken buldum, neden kendime bu eziyeti çektirdim diye. Kitabın öyle ters ahlaki açıdan kötü bir tarafı yok hakaret ve kadını aşağılama daha çok ön planda açıkçası en azından benim tarafımdan. Benim sevmediğim kısım karakterler.
Erkek karakter Nikolas’ı bana verseler leş çuvalı gibi duvardan duvara savururdum. Bütün bildiğim hakaretleri saydırmamı hak ediyor. Bencilliği, gereksiz egosu, kadın karaktere davranışları ki bence kendisi tam bir kadın düşmanıydı. Tess’e ilk karşılaştıkları andan son sayfalarına kadar olan davranışları bence iğrençti. Pişmanlıklarını okumak da haliyle inandırıcı gelmedi. Aşk mı ben asla hissetmedim. Hele o aşk itirafı neydi öyle romantik olmaktan çok uzaktı sol gözüm hala seğiriyor. Önce kızı gereksiz yere boş tehditleriyle taciz etmeye başladı ki aşırı saçma olay aynen şöyle oldu. Kız zaten anksiyete sorunları olan korkak birisi. Annesi bu Nikolas’ın babasıyla evleniyor diye adamın ailesi ile tanışmak için akşam yemeğine gidiyor. İlk karşılaşmaları da böyle başlıyor işte adamın elleri kana bulanmış ellerini yıkayıp ailesinin yanına geri geliyor ve kıza elini uzatınca kız korkudan bir afallıyor elini uzatamıyor. Tess donakalmışken çekip yanaklarından öpüyor bu sırada da tehdit etmeyi es geçmiyor. “Bu bana yaptığın son saygısızlık bir dahakine elimi sıkacaksın.” Sonra yine aynı akşam kızı bakışlarıyla da taciz ediyor pis sapık!! Bitti mi sandınız bitmedi yine kızı tehdit etmeye devam ediyor. YEmin ederim hakaret ede ede okudum bu kısımları sen kimsin ya kimm vasıfsız. Her bulduğu fırsatta kızı aşağılamalar, kısıtlamalar, zorla evlendirmeye çalışmalar, zorbalamalar zaten kızı sessiz eşek olarak gördü bence.
Tess’e
Aşk Meleği serisine bu novella ile veda etmek hem çok keyifli hem de biraz hüzünlüydü. Dört kitap boyunca kahkahalarla, romantizmle ve birbirinden renkli karakterlerle dolu bir maceraya eşlik ettikten sonra, onların yıllar sonraki hayatlarını görmek bana adeta eski dostları ziyaret ediyormuşum hissi verdi.
Aşk Meleği Aşkına, ana hikâyeden üç yıl sonrasını anlatıyor ve bu nedenle büyük çatışmalardan çok karakterlerin günlük yaşamlarına, aile hayatlarına ve mutluluklarına odaklanıyor. Emelle'in artık hem Patron Aşk Meleği, hem eş hem de anne olarak hayatını dengelemeye çalışmasını okumak oldukça eğlenceliydi. Onun sakarlığı, enerjisi ve bitmek bilmeyen telaşı serinin ilk kitabındaki sıcak atmosferi yeniden hissettirdi. Özellikle yeni Aşk Meleği adaylarını eğitmeye çalışırken yaşadığı komik olaylar yüzümde sürekli bir tebessüm oluşturdu.
Serinin en sevdiğim yönlerinden biri her zaman karakter dinamikleri olmuştu. Ronak hâlâ güçlü, koruyucu ve lider ruhlu tavırlarıyla öne çıkarken, sert görünümünün altında ne kadar yumuşak bir kalbe sahip olduğunu görmek çok güzeldi. Evert yine sivri dili ve esprileriyle sahneleri renklendirirken, Sylred'in sakin ve şefkatli yapısı huzur veriyordu. Okot ise her zamanki gibi nazik devimizdi; gücüyle etkileyen ama sevgisini göstermeyi bilen karakterlerden biri olarak kalbimi kazanmaya devam etti.
Elbette kitabın gerçek yıldızı yine Emelle'di. Dört farklı karakterle kurduğu ilişkiyi yönetme şekli, onları bazen şaşırtması bazen de parmağında oynatması o kadar eğlenceliydi ki birçok sahnede kahkahalar atmadan duramadım. Raven Kennedy'nin mizah anlayışı bu seride gerçekten parlıyor ve bu novella da bunun en güzel örneklerinden biri olmuş.
Kitabın en keyifli yanlarından biri de karakterleri artık ebeveyn olarak görmekti. Bebekler, aile içindeki
Kitap güzel fıkraları komik dikkat çeken güzel bir kitap almanızı tavsiye ederim güzel fıkraları var her yaştan herkes okuyabilir bu kitap çok pahalı değil uygun bütçeli
Psikolojik travmalar, ürpertici kısımlar, aşırı gerçekçi yazım dilli, japon edebiyatının şaheseri.
Bunları dememi beklediyseniz üzgünüm, çünkü düşüncelerim tam tersi.
Benim beklentilerim de yazdıklarım gibiydi, okuyayım o zaman dedim ama demeseydim daha iyiydi.
Okuduğum bir saati geri istiyorum gerçekten.
Kadınlar hakkında geçen her cümlesinde aşağılayıcı ve tiksindirici bir yazım dilli mevcut. Komik olan şu ki ana karakter bir kadından doğmadı sanki, kadınlar hakkında bu kadar saçma sapan kelimeler kullanması sinir bozucu.
İllaha ben depresyondayım, kötü düşüncelerim var, paylançoyum, yaşayan bir hayaletim, yaşamak istemiyorum demekten başka birşey yapmıyor.
Aşırı sıkıcı ve boğucu bir kitap. Oradaki mesajları anlamadın diyen birileri illaha vardır, onlara şöyle demek istiyorum kadını aşağlayan birşeyin altında iyi niyet aramam.
Her neyse inanmadıysanız okuyun ve görün belki o zaman hak verirsiniz.
Anlatacaklarım bu kadardı iyi günler yoldaşlar. LavinAyIşığıveGeceKitaplığıİnsanlığımı Yitirirken
Bir gün Bay Sessiz kütüphanesinde gürültü yapan Küçük Bayan Uslanmaz'ı uyarır. Ama gürültü yüzünden sesini duyuramaz ve kendini kötü hisseder. Küçük Bayan Uslanmaz kadar kendine güveni olmadığını düşünerek üzülür ve bunu arkadaşı Bay Komik'le paylaşır. Bay komik ise onun iyi yanlarını sayarak öz güvenini kazanması için ona yardımcı olur. Böylece bir etkinlik düzenlerler ve Küçük Bayan Uslanmaz bile etkinliği çıt çıkarmadan izler. Bu olay Bay Sessiz'e bir şeyler başarabildiği duygusunu yaşatır ve öz güveninin artmasını sağlar. Herkesin bir şeyler başarabileceğini ve kendine güvenmenin önemini anlatan kitap, arkadaş dayanışması konusunda da güzel bir örneklik sunuyor. Özellikle çekingen çocuklar için faydalı olabilecek hikâye, göz önünde olmayı fazlaca seven çocuklara da bazı mesajlar verebilir. Anaokulu ve ilkokul düzeyinde sınıfça okunup üzerine konuşularak öz güvenin yanı sıra farklı olmanın kötü bir şey olmadığı ve arkadaşlığın önemi gibi konularda da güzel paylaşımlar yapmayı sağlayabilir.
Kalp Sorunları serisinin üçüncü kitabı olan Aşk Meleği'nin Suçları, benim için serinin ruhunu koruyan, bol kahkahalı, romantik ve aksiyon dolu bir final kitabı oldu. İlk kitaptan beri Emelle'nin macerasını büyük bir keyifle takip ediyordum ve bu kitapta onun geldiği noktayı görmek oldukça güzeldi.
Emelle, şimdiye kadar okuduğum en eğlenceli fantastik roman karakterlerinden biri olabilir. Bir Aşk Meleği olarak yıllarca kimsenin onu göremediği, ona dokunamadığı ve onunla iletişim kuramadığı bir hayat yaşamış olması, karakterini çok farklı bir noktaya taşıyor. Fiziksel bir beden kazandıktan sonra hayatın en basit şeylerini bile ilk kez deneyimlemesi hem komik hem de oldukça sevimliydi. Yemek yemek, sarılmak, dokunmak, yürümek gibi sıradan görünen şeylerin onun gözünden anlatılması hikâyeye ayrı bir renk katıyor. Emelle'nin olaylara verdiği tepkiler, yaptığı yorumlar ve özellikle etrafındaki insanlara taktığı lakaplar boyunca beni sık sık güldürdü.
Bu seride en sevdiğim şeylerden biri reverse harem temasının yalnızca romantizm üzerine kurulmaması. Emelle ile eşleri arasındaki bağın zaman içinde gelişmesini, birbirlerini tanıyarak ve güven oluşturarak ilerlemelerini okumak çok keyifliydi. Ronak, Lore ve Declan'ın her biri farklı kişilikleriyle hikâyeye katkı sağlıyor. Hiçbiri birbirinin kopyası değil ve bu da ilişkilerin daha gerçekçi hissettirmesini sağlıyor. Özellikle Ronak'ın sert tavırlarının altında sakladığı duygular ve Emelle ile olan gelişimi benim için kitabın en güçlü noktalarından biriydi. Onu kazanmak kolay değildi ve belki de bu yüzden en sevdiğim karakter oldu.
Kitap boyunca romantik sahnelerin yanı sıra aksiyon ve gerilim de oldukça ön plandaydı. Yaklaşan savaşın etkileri, siyasi oyunlar, ihanetler ve geçmişten gelen hesaplaşmalar hikâyeye sürekli hareket