Alman hayranı Enver, hayalleri için bizi savaşa soktu, yüzbinlerce kanı boşu boşuna döktük, ülkeyi Alman sömürgesine çevirdiler, en iyisi savaşa hiç girmemekti gibi havanda su döven ya da açıkça İttihatçı düşmanlığı kokan argümanları yerin dibine sokuluyor. Yeni kurulan Cumhuriyet'in sağlık ve selameti için anlaşılabilir sebeplerle sürdürülen bu propagandanın hala sürdürülmesi en hafifiyle tarih bilmezlik olarak değerlendirilebilir. İşte burada "imparatorluğun bir hiç uğruna savaşa sokulması" tezi mercek altına alınıyor.
>"Ateşler içinde bir imparatorluğun özgürlüğe ve adalete susamış genç kuşağının askeri kanadı" olan Enver Paşa imajı çok başarılıydı. En başta bunu belirtmek istiyorum. Bu benzetmeyi kendi diyaloglarımda da kullanabilirim.
>Cihan Harbinin arifesinde (aslında Balkan Savaşı sonrasında) toplumun yaşadığı psikolojik buhranlar çok güzel aktarılmış. Kamuoyunun düşüncelerini takip edebilmek çok hoş.
>Devleti yöneten İttihatçı kadroların dış politikadaki yalnızlıkları ve çaresizlikleri bize mükemmel bir şekilde aktarılmış. Almanya'dan başka partner bulma ihtimalinin olmadığını müşahede ediyoruz.
>Seferberlik, ordunun donatımı ve eğitimi için Alman subaylara duyulan ihtiyacı izliyoruz.
>Osmanlı, Alman, İngiliz ve Rus arşivlerinin kullanılmış olması eseri göklere çıkartıyor. Diplomatik yazışmaları hemen hemen her devletin gözünden takip ediyoruz. Bu muazzam bir derinlik demek.
>Savaşa katılmanın veya ittifak seçmenin tek amacının savaşı kazanmak olmadığını, savaştan sonra tam bağımsız bir devlete kavuşmak için fırsat olarak görüldüğünü tespit ediyoruz.
>Osmanlı Devletinin aslında hiç de savaşa girmek istemediğini, görüyoruz. Bu bir önceki yazdığım madde ile doğrudan alakalı.
>ittihatçı liderlerin her eylem ve söylemlerini rasyonel zemine olduğu gibi