• Başka zaman olsa yapardım. Fakat buraya üzüm yemeye gelmiştim. Bağcıyı dövsem, keyfim kaçacak,konu kapanacaktı. Yine de, bu yukarıdan bakan tavrını yanına bırakmazdım pezevengin. Kaptım plastik boyayı, fırçayı, bastım yüzüne.
  • Çağrı filmi yapıldığında Hz. Hamzayı nasıl bir hristiyan oynar diyenlerden çağrı gibi bir film yapılması beklenmiştir kırk yıl geçmesine rağmen böyle bir film yapılmamıştır ..........
    çağrı filmi .............dünya sinemasının kült filmlerinden biri ...en çok izlenen filmlerden biri aynı zamanda ...........
    gösterime girdikten sonra amerikada fenomen olan amerikalı "zenci"leri derinden etkileyen "köle bilalin " (bilali habeş )hikayesi sayesinde çok sayıda kişi müslüman olmuştur.........
    bir yönetmen çağın sanatıyla uyuşturucu kullanan sokaklarda kaybolan insanları böyle etkilemesini insanlara mesaj ulaştırmasını unutmadan bizlerinde neler yapacağını ödev olarak hatırlatması açısından çarpıcı bir film aynı zamanda çağrı ....the message .......
    ÇAĞRI Filmi’nin finansmanının Kaddafi olduğunu biliyor muydunuz ?
    annesi istanbullu babası şamlı müslüman yönetmen mustafa akkad holywooda bir çok korku film çektikten sonra bu filmi çekmiş , başta sudi arabistan maddi destek vereceğini açıklamış sonra vazgeçmiş , kaddafinin yardımıyla libya ve fasta çekilmiş..........batının islama bakış açısını değiştirdiğinden Anthony Quinn bile islama bakış açısının değiştini belirtmekten kendini alamamış .........
    "vahşinin Hz. Hamzayı öldürme sahnesi beş kez tekrardan sonra çekilmiştir , nedeni de figuranların hz hamzayı korumaya çalışmaları vahşinin hz hamzaya ulaşmalarını engellemeleridir......Hz. Hamzayı gerçekten korumaya çalışmışlardır :)
    MAALESEF MUSTAFA AKKAD SELAHADDİN EYYUBİ , TARIK BİN ZİYAD, VE İSTANBULUN FETHİNİ KONU ALAN FİLM TASARILARINI GERÇEKLEŞTİRMEDEN ÜRDÜNÜN AMMAN KENTİNDE EL KAİDENİN KALDIĞI OTELE SALDIRMASI SONUCU KIZIYLA BİRLİKTE ÖLMÜŞTÜR....
    İSLAM ADINA CİHAT YAPTIĞINI SÖYLEYENLERİN , İSLAMI ÇAĞIN EN ETKİLİ SANATIYLA ANLATAN BİR YÖNETMENİ ÖLDÜRMESİ ÜZERİNE ÇOK DÜŞÜNMEMİZ GEREKİR........
    'Çağrı' Hakkında 9 İlginç Bilgi :
    1. Aynı zamanda ve aynı sette farklı oyuncularla filmin İngilizce ve Arapça olmak üzere iki versiyonu çekildi.
    2. Finansörler filmden desteğini çekince film ekibi ve oyuncular Fas'ta kötü koşullarda bir otelde mahsur kaldı. Filmi bitirebilmek için kaynak sağlayan da Libya'nın diktatörü Kaddafi'den başkası değildi. Hatta Bedr Savaşı sahnelerinde Libya ordusundan askerler de rol aldı.
    3. Efsanevi boksör Muhammed Ali, Bilal Habeşi rolünde oynamak istedi. Ancak, yönetmen Mustafa Akkad böyle bir hamle filmin vereceği mesajın önüne geçer diye bu isteği reddetti.
    4. Filmin yapım aşamasında 28 ayrı ülkeden oyuncu ve elemanla çalışıldı.

    5. Dönemin Mekke'sine benzetilen setin yapımı 4.5 ay sürdü. Setin inşasında 300'den fazla kişi çalıştı.
    .
    6. Başarılı aktör ve dublaj sanatçısı Michael Forest'ın canlandırdığı Halid bin Velid karakteri Amerikan aksanından ötürü İngiliz bir aktör tarafından seslendirildi.

    7. Filmin yayınlanması birçok Ortadoğu ülkesinde, dini liderlerin "Peygamber'in hayatı beyaz perdeye aktarılamaz." gerekçesiyle yasaklandı.

    8. Hz. Hamza rolündeki filmin başrol oyuncusu Anthony Quinn 3 saatlik filmin sadece yarısında görünüyor.

    9. Maurice Jarre'nin film için bestelediği müzikler Akademi Ödüllerinde 'en iyi film müziği" dalında aday gösterildi. Fakat, ödülü Star Wars kazandı.

    Alıntı
  • “Her şeye rağmen,şu ana kadar ne yaşamış olursan ol;elma dersem çıkarmısın?” diyor yeni kitabında #aşkımkapışmak .#elmadersemçık ’, her bireyin kişisel yolculuğunda cevaplarını aradığı,ama kendine sormaya cesaret edemediği en derin soruları soruyor.Tekrar neşelen,umutlan,sev,güçlü ol,değerli ol diye.”Elma dersem çık!” diyor. #kadınlarsağdanerkeklersoldan #küçükmutluluklarkitabı, #üzümlükek, #benibenimlealdatırmısın, #carpediem ,#aşkımınbedendili, #hangiannehangibabasınız, #dolcevita , #kavramlarlaiyileş , #terzi , #yaşamkitabı , #kalbinanahtarı , #kalbinanahtarı2 #kimimben gibi çok okunan kitapların yazarı olan ,Aşkım Kapışmak okumak bana hep iyi gelmiştir.Elma Dersem Çık’ı okurken geçmişi bırakıp,içimde bir yerlerde saklanan o çocuğu bulmaya gittim.”iyi nedir?”,”çıkarsızlık”,”yaşama sevinci”,”canlı mısın?” ,”farkındalık”, gibi daha bir çok konu başlığı altında okurunu keyifli bir farkındalık yolculuğuna çıkarıyor.Elma Dersem Çık’ı,okurken kendimle yüzleşmemi sağlayan sorulara,önerilere,testlere ve senaryolara bayıldım.Bence her kitapta mutlaka olmalı,Ben yine çok mu çok sevdim ve Elma Dersen ÇIKARIM Okumayanlara ve aşkım kapışmak severlere tavsiye ediyorum #hayallervekitaplar #okudumbitti #tavsiyekitap #inkılapyayınevi #okudumokuyun
  • İncecik bir kitaba koca bir dünya sığdırmak dendiğinde akla Bay Zweig'dan başkası gelmez sanıyorum. Yine ününün hakkını vermiş, yine muhteşem karakterler yaratmış. Kitaba konu olansa; baskın kadınlara zaafı olan bir doktorun, tam da böyle bir kadınla yaşadığı oldukça ilginç bir olay. Zweig severlerin kaçırmaması gerektiğini düşünüyorum, tavsiyemdir. =)
  • 1873 yılında İstabul Fatih'in Sarıgüzel semtinde dünyaya gelen Mehmet Akif Ersoy'a babası Mehmet Tahir Efendi, ebced hesabıyla doğum tarihini belirten “Ragif” adını verdi (hicri 1290) ve vefatına kadar onu bu adla çağırdı. Ancak bu isim, yaygın olmadığı ve güç söylendiği için annesi ve yakın çevresi, daha bilinen bir ad olan “Akif”i kullandılar. Bunlar kitap dışı bilgiler.
    Kitaba gelince
    Mehmet Akif ERSOY(Milli Sairimiz)'in 3 oğlu 3 kızı olduğu ilk çocuğu Ibrahim Naim doğumundan bir buçuk yıl sonra ölmüş ikinci oğlu Emin Akif kitaba konu olan hatıraların sahibi ve Tahir 2000 yılında ölen oğlu.
    Bu kitap kurtuluş savaşı yıllarında babası ile gezen 12-14 yaşlarını babasının nasıl hakkı savunduğunu ve vatan için neler yapılması gerektiğini anlamaya çalışan bir çocuk iken kurtuluş savaşı bittikten sonra yeni duzene uyum saglamayan bir babanın mısıra geçişi ve onu sılada bekleyen ailesinin durumu anlatılıyor.
    Emin Akif yaşadığı zorluklara daha fazla değinilmiş. Kitap akıcı bir hatirat diyebilirim.
  • Ortaçağda kilisenin devlet üzerinde ki otoritesini anlatmaya çalışan ve aynı zamanda bir polisiye romanı olan kitap.Orta çağ hristiyanlığını ve bu sırada rahipler arasında dönen kirli oyunlar zincirini konu alan, 7 gün olarak 7 bölüme ayrılmış, hemen hemen her gün manastırın içinde bir cinayetin olduğu ve bu cinayetleri çözmesi için görevlendirilmiş william ile çömez adso'nun maceralarını anlatıyor. Manastırda ki herkesin kendini karşı tarafa dini bütün göstermesine rağmen aslında hepsinin bir noktada insan olduklarını, dolayısıyla da hepsinin “kirli”, çok masum olmayan bir takım zevklerinin olduğunu, hatta bu zevkleri tadamamak için hayatının büyük bölümünü kompoze geçirmiş rahiplerin iç yüzünün çok sıradan bir şekildi anlatıldığı, okunduğunda kişiye gerek vokabüler gerekse bir olay ele alırken nasıl başka köşelerden bakıldığında daha kapsamlı yargılama yapacağını anlatan güzel bir kitap. Kitabın filminide izlemiş bulunuyorum ama film kitaba göre çok özet olarak geçiştiriliyor.Kitap oldukça taferruata girilerek olayları anlatması,özellikle manastırda rahiplarin konuşmalarının çok detaya inilerek işlenmesi okuyucuyu oldukça sıksada yinede kitabın yaklaşık olarak 732 sayfa olması da eli alınıldığında vakti olanlar için okunabilecek eserlerden birisidir.
  • Tuna'nın türküsü

    Tuna'nın türküsünü herkes dinlemeli, sadece tam olarak neresi olduğunu bilmeyen -nedendir bilmem araştırma merakı bile olmayan- ama dedelerim oradan göçmüş diyenler değil. Bakın Tuna'nın, balkanların yeri ben de başkadır ki bence herkeste olmalı sadece tarih biliminin ve geçmiş yılların tozlu sayfalarında unutamayız Tuna'yı, balkanları. İlber Hoca diyor ki "Balkanlar bizim, Osmanlı'nın anavatanıydı." Yine Kosova'da röportaj yapan bir gazeteci ile kosovalı genç arasında geçen şöyle bir diyalog izlemiştim.
    - Neredeyse benden iyi Türkçe kullanıyorsun.
    - Sen nerelisin
    - İstanbul
    - Türkler Kosova'ya İstanbuldan 100 yıl önce geldi, normal
    İlber Hocanın ne demek istediğini anlamışsınızdır umarım.
    Ben bir yörüğüm ama doğup büyüdüğüm yerde coğrafya nedeniyle çok fazla Balkan göçmeni insanlar vardı, ben onlara özenirdim hep. Yörük olmakla da gurur duyarım o ayrı ama memleketinde düğünlerde sürekli damat halayı çeken, hüzünlendiğinde debreli hasan, tuna nehri akam diyor dinleyen insanları, h'leri söylemeyen insanları görünce merak ve hayranlık uyanıyor insanda. Yüz yıl geçmesine rağmen değişmeyen bir şeyler ve özlem var anlaşılan ama merak yok. Bu arkadaşlarıma hep söylerim "Ulan ben sizin yerinize olsam şimdiye on kere gitmiştim nenemim, dedemin köyünü bulup, atalarımın yaşadığı yeri görmüş, gezmiştim" diye. İşte kitap tam beni burdan yakaladı. Tunahan isimli esas oğlanımız Deliorman'dan göçen ve Romanya cephesinde şehit düşen dedesinin mezarını bulmak ve eski memleketlerini gezmek için Romanya'ya gidiyor. Olaylar buraya gelene kadar biz Romanya cephesindeki dedenin, babasını hiç göremeyen oğlu Mustafa'nın, Mustafa'nın eşinin ve o vesileyle onun anne babasının Kırım günlerini ve oradan sürgünlerini de öğreniyoruz. Kitabın bu özelliği çok hoşuma gitti. Farklı farklı insanların farklı hikayelerini kendi ağızlarından dinliyoruz. Her bölüm ayrı bir hikaye. Ve burada kronolojik sıra güdülmeden yapılması bir bulmaca misali eksik parçaları okuyucunun kafasında tamamlıyor. Oturan taşlarla beraber hikayeden daha fazla zevk alıyorsunuz. Bir taraftan Kırım, bir taraftan Romanya, Bosna, Bulgaristan, Bursa derken arada adliye koridorlarına bile uğradığınız oluyor. Tarihi çok fazla seven ve yazımın başında belirttiğim gibi Balkanlara da fazla ilgisi olan biri olarak, kitapta karakterlerin hayat hikayelerine ve diyaloglara yerleştirilen bilgi ve anlatımlar kitapta en fazla hoşuma giden şeylerden biri oldu. Başlangıcı, sürgünler, yurdunu terk etmek zorunda kalmak ne kadar hüzünlüyse de Tunahan'ın hikayesi, arayışı ve hikayenin sonu gerçekten o kadar güzel ve sıcak ki insanı mutlu ediyor. Bu kitap ile ilgili yapılabilecek bir eleştiri varsa şudur; muazzam bir olay örgüsü ve senaryosu olan roman daha fazla ayrıntıya girilip daha uzun olsaydı kesinlikle çok ses getirebilirdi. Zira kurgusu da buna uygun. Ben Balkan göçmeni arkadaşlarıma Çağan Irmak'ın Dedemin İnsanları filmini önerirdim hep artık bu kitabı da önereceğim anlaşılan belki akıllanırlar biraz.

    Bir Gün

    Kitabın ikinci hikayesi Bir Gün ise hüzünlü bir aşk hikayesi, konusu itibariyle, bir kesimi özellikle daha fazla üzecek bir hikaye. Yavuz'un kısa dönem askerliğini bitirdiğinde kendisini almaya gelen arkadaşı Selim ile karadeniz sahil şeridinde yaptığı yolculukta geçmişini ve en büyük sırrını açıklamaya başlamasıyla sizinde hikayedeki yolculuğunuz başlıyor. Çok saf, temiz ve mutluluk içerisinde başlayan yolculuk bittiğinde içinizde büyük bir hüzün bırakarak kapatıyorsunuz kitabın son sayfasını. Tuna'nın Türküsü'ne göre daha kısa ve daha az konu olan bir hikaye. Olayların çoğunun geçtiği yer Samsun yazarın memleketi, buna çok dikkat ederim, hikayede mekan benim için çok önemli Mustafa Kutlu çoğu hikayesinde Erzincan'dan bahseder. Yine Bahadır Yenişehirlioğlu da çoğu kitabında mekan olarak Akhisar'ı kullanır. Bence yazarlar bunu yapmalı edebiyatı İstanbul'un da dışına çıkarmak lazım arada. Ee memleketçiyiz arkadaş ne yapalım.

    Son olarak birden fazla uzun hikaye ya da romanın aynı kitapta olmaması gerekir diye düşünüyorum. Ki bu kitaptakiler özellikle Tuna'nın Türküsü ayrı bir kitabı hakediyor. Tefrik edilse çok iyi olur bence.