– Bu kafeste yuva yapacak değilim..
Esâreti mirâs bırakacağım bir yavru istemiyorum!
dedi adam..
– Hepimiz kafeste doğmuş değil miyiz?
halimize şükrederek yeni yavrular getirmemiz gerekmez mi?
dedi kadın..
– bencileyin kim kafeste doğarsa uçmanın bir hastalık olduğunu düşünür..
dedi adam..
– Kim sokuyor kuş kadar beynine bunları, hem bak burası bizim için güvenli, dışarısı tehlikelerle doluymuş, bildiğimiz yuvayı niçin bırakalım?
dedi kadın..
– Tamam kafes tamamen güvenli ama burada ölü gibiyiz..
dedi adam..
– Aman bey, dışarıda ölüm var, ayrılık var diyorlar?
dedi kadın..
– O kadar uzun süre kafeste kaldık ki uçmayı bile hatırlamıyorum..
dedi adam..
Bildik bir ateşi, bilinmeyen bir bahçeye ve nice güzelliklere tercih ettik..
Karadaki balık ölene dek okyanusu hatırlayacaktır.
Kafesteki kuş yine de gökyüzünü unutmayacaktır.
Bizim hikâyemiz belki daha uzun..
Lakin bir balığın bir kuşun başına gelenlerden daha mahzûn..
Değil mi..?