Canım ciğerimden çıkmadan kitabın kapağını sakince kapatıp, tozlu sayfalara, ardından da satarak elden çıkardığım bir kitap oldu kendisi.
Beni "Reading Slump" denen illete sokan acayip sıkıcı ötesi bir kitapla karşınızdayım.
Recep İvediğin de dediği gibi "AK GİT YA! AK GİT!"
Gitmiyor.
Eğer kendinize ve vaktinize saygınız varsa ara verin, sonra tekrar deneyin ama zorlamayın yoksa bir yerinizden çatlama garanti.
Lafı uzatmayacağım.
Tek kitap neyimize yetmiyordu yazarcığım...
İşin kötüsü bundan önce Baytar Hanım 1 ve Baytar Hanım 2 - Saye var.
Sıfır kitaplar almış başını gitmişken, böyle kitaplarla paranızı zebil ziyan etmeyin. En azından kaliteli içerikler üretin de insanların verdiği paraya değsin.
Sırf bu tarz kitaplar yüzünden ikinci el alıyorum. Ve ummadığım bu ikinci el kitaplar ne hikmetse güzel çıkıyor...
Söyleyeceklerim bu kadardı.
Okuduğum ilk askeri kurgu. Bu kurgudan önce baytar hanım bir ve baytar hanım iki'yi okuyup, o şekilde başlamanızı öneririm. Şu bahsi geçen iki kitapta ana karakterimizin annesi İnci ve Cihangir'in hikayesini konu alıyor. Şahsen ben sahiplendiğim ana karakterlerin yan karaktere düşmesini yadırgıyorum. Bu açıdan ikinci seriden başlamak kendi kanımca iyi oldu.
Sevmediğim kısımlardan başlayalım:
-Bahar ve Pala'nın atıştığı şu soğuk savaş dönemleri uzun olabilirdi. Şahsen ben o kısımlara seve seve okudum ve daha fazlasına da hayır demezdim.
-Bahar'ın sürekli bir şeyleri kanıtlama çabası. Sen kendini bildiğin sürece gerisi teferruat. Asker olmak için çok fedakarlık verdim demesi sıktı cidden. Hani bir kere dersin iki kere dersin anlarım da, her bölümde de olmaz ya... altın sözünü pul etti. Öte yandan ilk sayfalardaki o güçlü kadın profili, gemileri suya indirince, saman alevi gibi söndü.
- Yağız Pala; Evet benim sevebileceğim ama aynı zamanda sevemeyeceğim bir karakterdi. Bahar'a da kızma sebebim biraz da bu yönde oldu. Yağız'ı alttan alması, sanırım bu benim yapabileceğim bir şey değil. Öte yandan bilinmezliği karşısında Bahar'ın sürekli Pala'yı sıkıştırmasını hoş bulmadım fakat çıkınca işler değişiyor ne yazık ki;
İmdi gelelim sevdiğim kısımlara:
-Karakterlerin aileye olan bağlılığına hayran kaldım. Yazarımız Türk aile yapısını güzel işlemiş. +18 smut sahneler yok ve bu da benim için bir artı, zira bu tarz içerikleri çok sevmiyorum.
-Askeri diyaloglar ve tabirler güzel araştırılmıştı.
-Her bir karakterin özenle işlenmiş oluşu, her birinin farklı karakterlik özelliği hoşuma gitti. Ay ilk bölümde ne güldüm, ne güldüm.
-Favori karakterim tabii ki Alper, nedenini sormayın.
-Son olarak yazarcığım Dm'den sorduğum sorularımı cevaplarsan sevinirim. İkinci kitapta
Ay yıldızlı bayrağa sarılmak mı daha zordur yoksa o bayrağa sarılanı uğurlamak mı? Bilmiyordum. Hangisi insanın yüreğini dana çok parçalar, karar veremiyordum. Tek bildiğim, her ikisinin de insanı içten içe çürüttüğüydü.
Bazı insanlar, birbirini sevdiği hâlde hayatın başka bir sayfasında kalıyordu. Aynı kitapta ama farklı bölümlerde. Ve o bölümler, birbirinden haberdar olsa bile bir daha hiç buluşamıyordu. Ne zaman göz göze gelseler, sayfa aralarına sıkışmış bir keşke düşüyordu. Ama kitap, kaldığı yerden hiç durmadan yazılmaya devam ediyordu. Çünkü bazı sevdalar, son sayfada değil, yarım kalan cümlelerde saklıydı.
Dünya mucizelerle dolu bir yerdi. Evren, doğa, gökyüzü, denizler ve yaratılışa dair her şey bu mucizelerin izleriyle bezenmişti ama şüphesiz ki en büyük mucize içinde büyüyen, aylarca karnını tekmeleyen minik ellerin ve ayakların bedeninden ayrılıp en canlı haliyle kucağına bırakılmasıydı. Artık bütün duygular yerle bir olmuştu. Bu hayatta en mucizevi duygu anne olmaktı.