ç

Çağdaşlaşma

0 üye
Takip
TÜRKAN SAYLAN VE ÇYDD’YE SONSUZ SEVGİLERLE
10/10
·250 syf.··
Beğendi
·
2023 29. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 03 Aralık 2023 17:31
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin yayınladığı bu kitap hakkında iki tane inceleme yazacağım. 1. İnceleme çağdaş ve ilgili mefhumlar, çağdaşlık değerleri , çağdaş eğitim alanları ve o alanlardaki amaç ve yöntemler, bize düşen sorumluluklar konularını içerecek. Çağdaş eğitim konusuna geçmeden önce, çağdaş ve eğitim mefhumları üzerinde durmamız gerekiyor. Bilirsiniz ki Türkçemiz anlam açısından zengin mefhumlara sahip, çoğu mefhum lügatteki anlamından çok daha fazlasını kapsar. Çağdaş ve eğitim mefhumları buna örnektir. Çağdaş mefhumundan başlayalım: lügatteki anlamı aynı çağda yer alanlar demek. Çağ mefhumu bize insanlık tarihinin belli aşamalarından bahseder ve her çağın kendi ortak değerleri vardır. Bu ne demektir? Günümüz çağı endüstri ve teknolojinin gelişmiş olması ile beraber Teknik Çağ, Uzay Çağı, Endüstri Çağı vb. olarak isimlendiriliyor. Ancak Afrika gibi ülkelere baktığımızda orada hâlâ ilkel bir yaşamın devam ettiğini görüyoruz. Demek oluyor ki çağdaşlık mefhumu aynı çağda yaşıyor olmanın ötesinde bir anlam içeriyor. O hâlde çağdaş dediğimiz zaman, yaklaşık aynı uygarlık düzeyinde olan, kültürleri birbirinden farklı da olsa aynı temel değerleri paylaşan kimseleri anlıyoruz. Yani Ortaçağ’da yaşamış bir düşünürden söz ederken onun çağdaşları dediğimizde, onunla aynı temel değerleri paylaşan kimselerden söz etmiş oluruz. Ortaçağ dogmalara dayanan kültürü ve yaşamı biçimlendiren din baskısı ile bilinir. O çağın temel değerleri dogmatik düşünce, baskılayıcı din diyebiliriz. Peki bizim içinde bulunduğumuz çağın temel değerleri nelerdir? KISACA İNSAN VARLIĞINA VERİLEN DEĞER DİYEBİLİRİZ. EVET, İNSANIN ÖZGÜRLÜĞÜ ÇAĞIMIZIN GENELGEÇER DEĞERİDİR VE İNSANIN YARATICILIĞINA VE YAPICILIĞINA OLAN İNANÇ, ÇAĞIMIZIN GENELGEÇER İNANCIDIR. Bu söylemler bize demokrasiyi
Çağdaşlaşma
Yaratıcı Toplum Yolunda Çağdaş EğitimÇağdaş Yaşamı Destekleme Derneği · Cem Yayınevi · 19904 okunma
İkinci bölümde eğitimin her alanına ışık tutan değişik konular yer alıyor. Bu yazılardan kimi eğitimcilere, kimi ailelere sesleniyor. Gerek üslup gerek konu açısından birbirinden çok farklı olan bu yazılarda satırlar arasında gizli kalan bağlayıcı ilke, insanın bitmemişliği; yaşamının sonuna değin kendini değiştirebileceği, gelişebileceği, kendine ve çevresine yararlı olabileceği bilinci. “ Ununu eleyip eleğini asma”, başka deyişle yaşamda artık yapacak bir şeyi kalmayıp günü gününe yaşama; ya da “artık öğrenecek bir şeyim yok“ diye kendini olmuş bitmiş sanıp eski bildiklerini yineleme toplumumuzda genelgeçer bir davranış. Ne yazık ki bir üniversite hocası bile, kırkından sonra yapacak bir şey olamazmış gibi,“bütün ünlü araştırmacılar önemli araştırmalarını kırkından önce yapmışlardır…“ Oysa bilim adamlarının araştırmalarını yaşamlarının sonuna değin sürdürdüklerini; sanatçıların bir çoğunun en güçlü yapıtlarını kırkından sonra verdikleri; ya da yaşamları süresince kendilerini yeniledikleri bilinen bir gerçek. İnsan varlığında bir çok olanaklar saklıdır. Bunların açığa çıkarılması ve geliştirilmesi aile içinde başlar, okul yıllarında -okul ve ailedeki tutarlı eğitimle- yoğunlaşır, ama öğrencilik yıllarına sona ermesi ile bitmez. Tam tersine asıl yapıcılık bundan sonra başlar. İnsan, yaşamının her aşamasında varlığında gizli kalmış bir olanağı bulgulayabilir. Yeter ki bağımsız düşünmeyi, kendi sorumluluğunu taşımayı, özeleştiriyi öğrenmiş olsun. 20. yüzyıl sanatına yön veren sanatçılardan biri olan Paul Klee’nin dediği gibi “İnsan bitmemiştir. Gelişim içinde kalmaya bakmalı, açık olmalı, yaşamda da Yaratılışın ve Yaratanın seçkin çocuğu olabilmeli.”
Sayfa 21·Kitabı okudu
Çağdaşlaşma
Reklam
Görülüyor ki eğitimimiz bir sorunlar yumağı haline gelmiş. Bunların çözümü için sistemde temelli değişiklikler gerekiyor. Eğitim sorunu toplumsal ve ekonomik koşullardan soyutlanmayacağına göre -bu da kolayca gerçekleştirilebilecek bir şey değil- ne yapmalı? Elden bir şey gelmiyor diye peşini bırakmalı mı? Yoksa birey olarak ne yapabiliriz diye düşünüp çıkar yol mu aramalı? Biz ikinci yolu seçtik. Eğitimcilere ve ailelere seslenen bu kitap kitap böyle bir yol arayış. Çıkış noktamız “olan“ değil, “olması gereken“. Bu nedenle önerilerimizin gerçekleşmesi, ilk bakışta olanaksızmış gibi görülebilir. Ama biz inanıyoruz ki, birey olarak en güç koşullarda bile sınırları zorlayabilir ve olumlu sonuçlar elde edebiliriz. Yeter ki kişi inancını ve umudunu yitirmesin.
Sayfa 20·Kitabı okudu
Çağdaşlaşma
Bir süre önce Erzurum Atatürk Üniversitesi, Alman Filolojisi bölümünde İstanbul Üniversitesi’nden gelen iki öğretim üyesinin konuşmalarında bulunmuştum. Konu bir yapıtı anlamaydı. İlk konuşmada yazınsal bir yapıtı anlama, onaylama yöntemi; ikinci konuşmada aynı yöntemin genel olarak eleştiride, özel olarak tiyatro eleştirisinde uygulanması dile getirilmişti. Bu yöntemde alımlayanla alımlanan (bu yazınsal bir metin olabileceği gibi bir resim, bir müzik parçası da olabilir) arasında iletişim kurma sözkonusudur. Her yakıtın bir iletisi vardır, alımlayan bir mesaj iletir. Alımlayan bunu anlamaya, açığa çıkarmaya çalışır. Ona yol gösteren yapıtın kendisidir, ondan uzaklaşamaz. Başka deyişle hep nesnel düzeyde kalır. Ancak her yapıt bir anlamlar potansiyelidir, tek bir anlam içermez. Bu nedenle alana göre anlam da değişebilir. Hatta aynı kimse aynı yapıtı değişik zaman dilimlerinde farklı alımlayabilir. Böylece nesnellikten uzaklaşmadan bir yapıta değişik yorumlar getirilebilir. Bundan sonraki bölümde bunun nasıl uygulandığını göreceğiz. Bu nedenle burada buna kısaca değindim. Asıl ilginç olan, öğrencilerin konuşmacılara yönelttikleri sorulardı. Bunlar dönüyor dolaşıyor hep aynı noktaya geliyordu: öyleyse hangi yorum doğrudur? Bir yapıtın yorumunda birkaç doğru olabileceğini bir türlü anlayamıyorlardı. hocanın “doğru olan şudur” demesini bekliyorlardı. Her iki konuşmacı da sözü edilen tanımlama yönteminin salt düşünme düzeyinde gerçekleşen bir olgu olmadığını, bunun bir davranış, bir yaşam biçimi olduğu üzerinde durmuşlardı. derslerde kullanılan bir yöntem yaşam biçimi olabilir mi? Bu da onları yadırgattı, pek anlayamadılar. nasıl anlasınlar ki, bunun tam karşıtı olan bir yöntem, nakilcilik, doğruyu sorgulamadan yenilemek, yüzyıllar boyunca yaşamımızı biçimlendirmemiş
Sayfa 19·Kitabı okudu
Çağdaşlaşma
Bağımsız düşünebilme, kişilik sorunudur, bunun öğretilmesi de eğitim sorunu. Kişilik sonradan elde edilen bir şey değildir, çocuğun da bir kişiliği vardır. Bu nedenle kişilik eğitimi daha pek küçük yaşta aile içinde başlar. Bizim ataerkil aile düzenimiz içinde gelenekselleşen bir temel ilke “büyüye saygı küçüğe sevgi “dir. Oysa bu tek yanlı bakış Çağdaş eğitim için yeterli değildir. Saygı da sevgi de karşılıklı olmalıdır. Büyük, çocuğun kişiliği olduğunu kabul etmeli ve ona göre davranmalıdır. Aksi halde saygı içtenliğini yitirir, otorite korkusuna dönüşür. Korkunun olduğu yerde kişilik gelişemez. Çocuk ya gizleme, yalan söyleme gibi kaçamaklara sığınır ya da edilgin davranışı benimser. O zaman da yaşamı boyunca bağlanacak otorite arar, hiçbir zaman özgür ve özgün olamaz. Evde baba korkusu, okulda not korkusuyla yetişen çocukta düşünme yetisi gelişemez, sorumluluk duygusu uyanamaz.
Sayfa 19·Kitabı okudu
Çağdaşlaşma
Endüstri ülkeleri, bilim ve teknolojinin ilerleme sürecinde endüstrileşmenin getirdiği ve getirebileceği sorunlara az çok kendilerini hazırlamışlardı. Türkiye ise daha endüstrileşme aşamasında. Teknolojiyi yaratan düşünceye açılmadan, bu düşüncenin geçirdiği aşamalardan geçmeden birden bire kendimizi bu çağın içinde bulduk. Bu bakımdan bizim sorunlarımız toplum yaşamının her alanında ve özellikle eğitimde, Batı ülkelerinin sorunlarından çok farklı. Bunlara çözüm ararken sorunların temeline inmek, başka deyişle sorunları tarihsel gelişim içinde ele almak, geleneklerimizle hesaplaşmak gerekiyor. İçiçe girerek birbirini bütünleyen iki geleneğimiz çağdaş düşünceyle çelişmekte. Bunlardan biri aktarmacılığa dayanan medrese geleneği, öteki otorite bağımlılığı. Bunların bütünleşmesi, zamanla otorite sözünü eleştirisiz benimseyen, verilmiş olanı yineleyen ve ileten bir düşünme yönteminin yerleşmesine neden olmuş.
Sayfa 16 - Nazan İpşiroğlu·Kitabı okudu
Çağdaşlaşma
Reklam
Reklam