Onlar acılarını bi parça çikolata ile gizlemeye çalışan kadınlardı...
Beyaz çikolata gibi saf
Bitter gibi acı ve sütlü gibi dolu dizgin
14 kadın ve 14 derin mahzen ,hepsi birbirinden ilginç ve çarpıcı.
İlk başlarda hiç ilgimi çekeceğini düşünmediğim bir kitaptı ama başlayınca birakamadim acıları beni sarıp sarmaladı ve kitabın içine mıhladı.
Kadın olmak işte...
Ne meşakatli ve yorucu ya da insan olabilmek ve kalabilmek ...
Çok sürükleyiciydi elimden düşüremedim.Canan Tan yine yapmış yapacağını anlayacağınız,yüreğimize işliyor resmen.Mükemmel ve birbirinden farklı aşk hikayeleri...Tavsiye ederim,iyi okumalarr....
=SPOİLER İÇERİR=
İyi geceler arkadaşlar. Benim gibi uyku tutmayan okurlarla bu kitap hakkındaki düşüncelerimi paylaşmak istedim. Bu kitap yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Çok sade, akıcı bir dille yazıldığı söyleyebiliriz hepimiz. Kitabımız Aslı ve Murat'ın aşkını anlatıyor bize. Kitap günümüzden başladı, flashback şeklinde devam etti. Kitap bana en başında pek de iyi bitmediği hissini verdi zaten. Ama yine de büyük bir beklentiyle devam ettim. Üniversite yıllarının saf, temiz aşkını çok güzel anlatmış yazar. Hatta işlerin sarpa sarmaya başladığı yerlerde hüngür hüngür ağlayarak okudum. Bana kalırsa bu aşk için Aslı'dan fazla ben gözyaşı dökmüşümdür. Esasında Aslı'ya kızmaya pek hakkım yok çünkü kız başından beri net davrandı. Bazen acaba aşkın büyüsüne kapılır da yapar mı diye umut etmedim diyemem o yüzden çok üzüldüm zaten. Bana en çok koyan Aslı'nın yaptıkları değildi Murat'ın yaptıkları, Aslı'nın davranışları karşısındaki tutumuydu. Beni kitaba en çok bağlayan şeylerden biri de Nazım Hikmet'ten bahsedilmesi oldu sanırım. Aşklarını Nazımın aşkıyla bağdaştırmaları, Nazımın şiirleriyle aşklarını ifade etmeleri çok güzeldi. Lisedeyken okusaydım bu kitabı hayran kalabilirdim, hoş yine var hayran kaldığım yerler ama bittikten sonra çok da güzel bir his bıraktığını söyleyemeyeceğim. İyi ki okumuşum bu kitabı diyemedim. Boş zamanlarda okunabilecek bir kitap.
İyi okumalar... Yüreğim Seni Çok SevdiCanan Tan
Canan Tan'ın ilk romanı Piraye ile geldim bugün. Adını verdiği babasının teyzesini, idolü olarak seçtiğinde ilk romanının adı zaten belirlenmişti kafasında.
Dili çok basit ve sade olduğu için çok kısa sürede bitireceğiniz sürükleyici bir roman.
Piraye özgürlüğü ve şiiri çok seven ailesine bağlı bir genç. Üniversite yıllarında tanıştığı Haşim'le kaderinin bir yazıldığını bilemezdi. Okurken çok kızdım Piraye'ye ve Haşim'e. O kadar özgürlüğüne düşkün bir Istanbul kızının Diyarbakırlarda bir odada yaşayamayacağını kendi de biliyordu. Haşim'in ailesine karşı direnmemesine çok kızdım. Piraye'nin denemek için evlenirken pişman olacağını bile bile inatla vazgeçmemesi. Piraye gerçekten beni çok şaşırttı. Okumuş, güçlü kendi ayaklarının üzerinde durmasına rağmen bu kadar körü körüne bağlanmayı anlayamıyorum.
Aslında kitapta geçen çoğu gerçeklik sadece betimlemelerde, hiçbir estekleyici davranış yoktu. Şiire tutkun ama sadece Arif ile mektuplaşıyor. Özgür, ama biriyle evlenip memleketini terk ediyor. Sırf erkek hasta muayene etti diye dayak yiyor, akşama yine kocasına dönüyor. Kaynanasına inat üzerine kuma getirdiği kocasıyla tatile gidip çocuk yapıyor ama çocuğu kocasından saklayıp ayrılmak istediğini söylüyor.