c

Cemil Kavukçu

0 üye
Takip
Edebiyat Haber'deki yeni yazım Cemil Kavukçu okuyucuları için...
Cemil Kavukçu öykücülüğünde sinemanın etkileri | Ayşegün Korkmaz Sanat dalları insan ihtiyaçlarına göre var olur ya da varlıklarını sürdürürler. Bu nedenle zaman içerisinde ortaya çıkan her sanat dalı kendinden öncekileri içinde barındırır ve kendinden sonrakilere kucak açar. Bu yönüyle en son ortaya çıktığı için yedinci sanat diye adlandırdığımız sinemada diğer altı sanat dalından izler bulabiliriz. Yazının icadıyla birlikte hayatımıza giren edebiyatın sinema ile kurduğu bağ diğerlerinden çok daha fazladır. Çünkü amaç ve yöntem yönünden birbirlerini diğer sanat dallarından çok daha fazla desteklerler. Her ikisinde de estetik zevkle birlikte kurguya dayalı sunum bulunur. Bu nedenle edebiyat ve sinema arasında döngüsel olarak gelişen güçlü bir akıştan söz edebiliriz. Bazen edebi eserler, özellikle roman ve öyküler, metne sadık kalarak ya da kalmayarak beyaz perdeye aktarılır. Bazen de tam tersi beyaz perde filmleri izleyici üzerinde bıraktığı etki sayesinde edebi eserlere ilham kaynağı olur. Ve bu döngü pek çok yeni eserin ya da yeni sanatçının ortaya çıkmasını sağlar. Cemil Kavukçu’yu bunun en bariz örneklerinden biri olarak düşünebiliriz. İnegöl’de sinemayla ilk tanışması, ilkokul yıllarına rastlar. Beyazperde ona büyüleyici gelir. Annesinden haftada bir gün sinemaya gitme konusunda izin koparır. Ortaokul yıllarında, artık büyüdüğü için bu izin haftada ikiye çıkar. Cemil Kavukçu öykücülüğünde sinemanın etkileri | Ayşegün Korkmaz Kavukçu bununla da yetinemeyip on iki on üç yaşlarındayken yaşadığı evin arka bahçesindeki ahırda kendi sinemasını kurar. Bir masanın ayaklarına annesinden aldığı destekle Amerikan bezinden perde gererek arkadan mum yakar. Karşı tarafa briket ve tahta parçalarından seyirciler için yer hazırlar. Aklına gelen kadın, çocuk, adam, haydut,
Cemil Kavukçu