Speichergasse’deki dar, uzun, pratik fikirlerle dolu büroda genç patent kâtibi başı masasına eğik, sandalyesine çökmüş oturuyor hâlâ. Nisan ortalarından bu yana birkaç aydır, zaman üzerine birçok düş görmüş. Düşleri araştırmalarını zapt etmiş. Düşleri öyle yiyip bitirmiş, öyle yormuş ki bazen uykuda mı yoksa uyanık mı, kestirememeye başlamış. Ama düş kurma bitmiş artık. Geceler boyu hayal ettiği zamanın olası doğalarından biri ilginç görünmeye başlamış gözüne. Diğerleri mümkün olmadığından değildi; diğerleri başka dünyalarda var olabilirmiş.
Genç adam kımıldanıyor; sekreterin gelmesini bekliyor, usulca Beethoven’in Ay Işığı Sonatı’nı mırıldanmaya koyuluyor.