Çoğu zaman beş duyumuz aracılığıyla dünyadan veri toplarız. Daha yüksek frekanslarda iletilen bilgilerle fiziksel olarak kavranamayan enerjisel içeriği yönlendiririz. Bir elektronun aynı anda iki farklı konumda bulunması gibi, bu da mantığa meydan okur. Bu yakalanması zor enerji çok değerlidir, ancak çok az insan onu tutabilecek kadar açıktır.
Ne duyulabilen ne de tanıınlanabilen bir sinyali nasıl yakalarız? Yanıt: Onu arayıp bulmaya çalışmalıyız. Ya da ona giden yolu kestirmeye veya çözümlemeye. Bunun yerine, onu kabul eden bir açıklık yaratırız. Bu açıklık, zihnimizin tıka basa dolu, olağan halinden sıyrılmayı başardığımızda, içinde hiçbir şey olmayan bir boşluk işlevi görür ve evrenin kullanıma sunduğu fikirleri kendine çeker.
Bu özgürlüğe ulaşmak, sanıldığı kadar zor değildir. Hepimiz onunla başlarız. Çocukken, iletilen fikirleri alma ve benimseme sürecinde araya çok daha az parazit karışır. Yeni bilgileri halihazırda inandıklarımızla kıyaslamak yerine heyecanla kucaklarız; ileride ortaya çıkabilecek sonuçlar hakkında endişelenmek yeri-ne ânı yaşarızı önce ölçüp biçmek yerine içimizden geldiği gibi davranırız; bıkkın değil, meraklıyızdır. Gündelik hayattaki en sıradan deneyimler bile hayretle karşılanır. Derin bir hüzün ve yoğun bir coşku birbirini anlık takip edebilir. Rol yapmak, belirli bir hikâyeye bağlanmak yoktur.
Yaşamları boyunca durmadan büyük eserler yaratmayı beceren sanatçılar çoğunlukla bu çocuksu nitelikleri korumayı başaranlardır. Dünyayı bozulmamış, saf gözlerle görmenizi sağlayan bir var olma biçimi geliştirmek, sizi evrenin takvimiyle uyum içinde hareket etme özgürlüğüne kavuşturabilir.