Siyasal islamcılara çok yakın bir kişi olan Fehmi Çalmuk,Merak Edilen Kızlar adlı eserinde; türbanın nasıl siyasi bir simgehaline getirildiğini, Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi ve Necmetin
Erbakan'ın kızının bile, baskı ile örtünmelerinin nasıl sağlandığını ayrıntılarıyla açıklamıştır.
Deniz Kuvvetleri Komutanımız Güven Erkaya tarafından
28.2. 1997 günü yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısında okunduğu pekçok gazete haberine göre Sayın Erbakan'ın sessizce dinlemekle yetindiği iddia edilen konuşmada (Ek2);
( . . . sen Refah Partisi'ne hizmet etmezsen hiçbir ibadetin kabul
olmaz. Çünkü başka türlü müslümanlık olmaz. Başka türlü kurtuluşyok ... Refah bu ordudur. Bütün gücünle bu ordunun büyümesi içinçalışacaksın. Çalışmaz isen patates dinindensin ... Bu parti İslami
cihad ordusudur. Kendi kendine CİHAD ediyorum diye faaliyettebulunamazsın. Karargaha bağlı olmak zorundasın, her faaliyette karargaha bağlı olmak zorundayız. Karargaha danışılmadan yapılan
faaliyetler tefrikadır. Çalışacaksan, burada çalışacaksın. Müslümanmısın? Bu orduda asker olmaya mecbursun ... Cihada para vermeden müslüman olunmaz. Kişinin müslümanlığı, cihada verdiği paraile ölçülür. Bir müslüman, zekatını götürüp fakire veremez. Zekatınıbeytülmale, cihad ordusunun karargahına, ilçe teşkilatının başkanlığına verecektir. Biz müslümanız. Biz Kur'anı hakim kılmak isteyene gideceğiz. Hepimiz Refahçı olmaya mecburuz, çünkü cihad ediyoruz ... Şuurla Refaha çalışan cennete gidiyor. Neden? Çünkü Refahdemek Kur'an nizamını hakim kılmak için çalışmak demektir)
Çünkü Batı Devletlerinde dinin kötüye kullanılması ve sömürülmesi bizdeki şekilde bir sonuç doğurmadığından din ve devlet işlerinin birbirine karışmaması yönünden kabul edilen, kilisenin bağımsızlığı durumu, devlet düzeni bakımından bir tehlike göstermemektedir.
Ord.Prof.Dr. Sulhi Dönmezer, "Din, Vicdan ve Kanaat Özgürlüğü " başlıklı yazısında, üniversitelerimizde türban takarak öğrenim görme yasağına ilişkin hukuki gelişmeleri şöyle özetliyor:
"Başlarını, hepsi aynı şekle uyarak sadece yüzlerini açık bırakacak surette kapatan ve arkalarına etekleri yerlere kadaruzanmış uzun palto veya pardösü giyen bazı genç kızların,
üniversitelere böylece girmek ve çalışmalara devam etmekistemeleri karşısında YÖK, 20 Aralık 1982 tarihli bir genelge ile derslere başı örtülü olarak girilmesini yasaklamıştır.
Bu genelge Danıştay 8. Dairesinin E . 1984/636, K.1984/1 574sayılı ve 1 3 Aralık 1984 tarihli kararına konu oluşturmuş veyasağın iptali için açılan dava reddedilmiştir. Gerekçe şöyle
dir: 'Başörtüsü masum bir alışkanlık olmaktan çıkarak kadın özgü rlüğüne ve Cumhuriyetimizin temel ilkelerine karşı bir dünya görüşünün simgesi haline gelmektedir. Davacıyükseköğretim düzeyi nde eğitim gördüğüne göre bu ilkelerin
Cumhuriyetimizin kuruluşunda ve korunmasındaki önemini bilmesi gerekmektedir. Herkesçe bilinen ve benimsenenCu mhuriyetin kuralları nı öğretmek ve benimsetmekle gö
revli eğitim kuru mlarının bunlardan ödün vermesi düşünülemez.'
Bunu n üzerine yasak, yükseköğretim kurumları öğrenci disiplini yönetmeliğinin 7.maddesine (h) bendi olarak eklenmiştir. Yönetmeliğin bu hükmünün iptali için açılan dava da8. Daire tarafı ndan yine reddedilmiştir.
Bu anlamlı ödül, beni son derecede ürküttü.
Arslan Bulut (Yeniçağ gazetesi, 3 Şubat 2004}, böyle bir ödülün nasıl hak edilebileceğini "Bakara Suresi "nden bir ayet yazarak özetliyor: (BAKARA 120)
"Sen onların dinine uymadıkça ne Yahudiler, ne de Hıristiyanlar senden hoşnut olurlar."