"Mikat'a gir. Kefen giy. Bütün renklerden sıyrıl.
Beyaz giy, beyaz ol. Herkesin giydiği rengi giy. Kabuk değiştiren bir yılan gibi "ben" olmaktan çık ve 'insanlar' ol."
"Zerrelerle karışmış bir zerre ol, denizde kaybolmuş bir damla ol. Miad'a gelmiş kişi değil,
Mikat'a gelmiş tütsü ol!
Kendi yokluğunu hisseden bir beden ol, ya da kendi bedenini hisseden yokluk ol!
Ölmeden önce öl!
Hayat elbisesinden sıyrıl, ölüm elbisesini giy."
"Artık elbiselerini değiştirmelisin. Elbise! O seni, senin insanlığını, kendi içine alıp sarmıştır, örtmüştür. Elbise insanı giyer. Bir de insan elbiseyi giyer derler, ne büyük bir yalan! Elbiseyle, insanın insan olma özelliği gizlenir. Kurt, tilki, fare veya koyun elbiseleri içinde kendini gösterir. Elbise bir kandırmacadır, gizlemedir, yani 'küfr'dür. Hakikatın küfre bürünmesidir, elbise. Elbise kelimesinin manidar bir anlamı daha vardır. Arapçada, 'iftiâl' babında anlaşılabilir. Bu, iltibastır, yani 'yanlış' olma, akılda karıştırma!"
"İnsanlık ırklara; ırklar milletlere; milletler sınıflara; sınıflar gruplara ve sülalelere bölünmüş. Her birisi de ayrıca rütbelere, onurlara, ünvanlara, lakaplara... Zerre zerre parçalanmış, sonunda bir 'fert', bir 'ben' kalana değin..."