Özgürlük, diriliş insanı için, bir sorumluluktur. Sorumluluk da özgürlük.
Diriliş insanı, ancak, Tanrı'ya karşı sorumlu bilir kendini. Başkalarına karşı olan sorumlulukları, ancak bu sorumluluktan doğarlarsa, bağlayıcı olabilirler onun için.
Özgürlüksüz sorumluluk doğuran her ideolojiden nefret eder. Tıpkı sorumsuzluk doğuran özgürlükten nefret ettiği gibi.
Kişileri, eşyayı, düşünceleri putlaştırmanın amansız düşmanıdır.
Herkesin hakkının bittiği yerde onun hakkı başlayabilir ancak. Ondan da vazgeçerse, artık erdemli bir diriliş eri olmaya başlamış demektir o.
Ve kendi görevinin bittiği yerde başlayabilir başkalarının görevi...
Hakkını ararsa, kendisi için değil, başkalarının haklarının çiğnenmesine yol açılmasın, zulûm, Allah'ın bağışı nimetlere tasarrufta bulunamasın diye arar.
O, ne kapitalizmin homoekonomikus'u, ne komünizmin insana köle, ekonomik birimden ibaret insanı, ne Freud'un libido mahkûmu insanı, ne Camus'nün uyumsuz (absürd) insanıdır. O, Tanrı'nın insanıdır. Tanrı Yolu'nun insanıdır. Gerçek özüyle dolu anlamında İslâmın insanıdır. O, sü-rekli dirilişin insanıdır, yoksa sürekli ölüşlerin değil.
Maddeye değil ruha üstünlük ve öncelik tanır.
Üne değil, hizmet erdemine, kendine değil başkasına tanır bu önceliği.
Eşyada kendi egosunu görmemeğe çalışır.
O, yaşamayı Tanrı'ya tapma amacı, Tanrı'ya tapmayı da bütün iş ve davranışlarını onun razılığına bağlama kapsamı içinde anlar.
Tanrı'yı bildiği için, Tanrı'ya tapmak için, Tanrı yoluna kendini adamak için yaşar. Gücünün erdiği her alandaki tasarrufu da ancak bu amaç için olur.
Aklı tanrılaştırmaz. Onun doğrultusunu düzeltecektir diriliş insanı.
Fiziğin haklarını ve bilimin buluşlarını yadsımaz. Ancak onları insanlığın amacı olarak bilmeyi yadsır.
İslâm uygarlığının yücelik ideasını yeniden