Egonun, kararlarının işlerliğini, üstünlüğünü ilan edebilmesi için bilince (yani akla) ihtiyacı vardır. Bilinçse kalbin hızına asla yetişemez. Düşünün bir kere; kavrayamadığınız bir şeyi anında, şak diye seversiniz değil mi? Mesela bir görüntü aklınızı başınızdan alır, bir anda kapılıp gittiğiniz sesler vardır... Kalp gerçeklik bilgisini elinde bulundurduğu için hızı bilinçten çok çok üstündür. Gerçeklik bilgisinin bilince ulaşma yolculuğu da oldukça zahmetlidir.
Değişim bilinçdışında başlar; düşüncelerin, hesapların ve zıtlıkların hep bir ağızdan konuştuğu bir toplulukta bilinç içinde ki sessizliği duymak zorundadır. Bu aynı zamanda tehlikeli bir yolculuktur. Akıl hastahanesinde bulunan insanların bir çoğu, içsel gerçekliğe, bilinci hazır olmadan erişmiştir.
Ego sınırların kaldırılmasından korku duyar ve içsel gerçekliğin (kendindelik) muazzam derinliğini bir tehlike olarak algılar. Çünkü 'Aklında ne varsa unutması, elinde ne varsa onu vermesi ve ölümüne dair her ne varsa onunla yüzleşmesi' gerektiğini çok iyi bilir.