PEŞİN HÜKÜM ve BAŞIBOŞ ARAMAK...(İslâm tefekküründe) Felsefe, "başıboş hakikat arayıcılığı" olarak görülür ve "bağlandıktan sonra arama"yı esas alan İslâm tefekkürünün zıddı olarak konumlandırılır. Bu karşıtlık, gaye ve metot farkından kaynaklanır. Hikemiyatta aklın rolü, teslimiyetten sonra başlar. Aklın asıl vazifesi, "teslim olduktan sonra, o vahid etrafında ebedî meçhûle doğru hudutsuz bir fikir cehdidir ki, bunun ismi hikmettir." Felsefe, "bağlanmadan arama" faaliyetidir; hakikate dâir nihâî bir referans noktasını peşinen kabul etmez. Hikemiyat ise tam tersine, "bağlandıktan sonra aramanın Şeriat'tan pay alma mânâsına gelen" hikmetin peşindedir. Bu, "Mutlak Fikir" zeminine bağlandıktan sonra, bu merkezden hareketle tüm varlığı ve bilgiyi yorumlama ve anlamlandırma çabasıdır. Felsefe, peşin bir hüküm olmadan hakikati sürekli ararken, hikemiyat, mutlak hakikati "bildiren" İslâm'ın kesinliğiyle hareket eder. Kısacası, felsefenin arayışı başsız ve sonsuzken, İslâmî tefekkür (hikmet), teslimiyetle başlayan bir fikir cehdidir.
-Reha Kansu, "Tarih Boyunca İslâm'a Muhatap Anlayış (2)", besincidevre.org, 30 Kasım 2025- Felsefe - Hikmet