f

Felsefi Film

2 üye
Takip
Doğa ve İnsan
İnsan; yer yüzünde olduğundan beri doğayı kendi çıkarları için değişime ve dönüşüme zorunlu tutmuş bir canlıdır. Bu bağlamda insanın kendini doğadan üstünden gören bir varlık formu olarak görebilmektedir. Bu yüzden insan doğaya fırlatılmış bir doğal canlı olsa dahi nedense hep kendini doğanın hakimi vaaz etmiştir. Peki öyle midir? Günümüz dünyasına baktığımızda insan bilgisi ve tecrübesiyle doğayı kendi bilgi ve tecrübe sınırları çerçevesinde dönüştürmeyi ve değiştirmeyi başarmış sayabiliriz. Lakin olgusal ve eylemse tavırdan baktığımızda insan hala doğayı tam kavramış olarak görülmemektedir. Kısacası hala doğanın dilini anlamıyoruz. Ancak anlamak istediğimizde meçhul. Çoğunlukla doğanın kendiliğini absorebe ederek kendi istek ve tutumlarımız için doğanın özünü baltalarken, bazen de doğanın sesine kulak verip özüne sirayet edip doğayı kendi haline bırakıyoruz. İşte bu sekme bağlamında doğanın şarkısı farklı notalar çalarak bize farklı iki şakrı söylediğini görüyor, anlıyor ve duyuyoruz. Peki hangi şarkı gerçek veya hangi nota bize doğruyu söylüyor? Karar sizin? Dinleyin, duyun, anlayın ve eyleme geçin! Hangi şarkı size hitap ediyor ve size dans ettiriyorsa sizin dansınız o'dur. Ve bunu yaparken sadece kendinizi değil tüm canlılığı düşünerek karar verin. ***Kirpi ve Saksağan: Animasyon Filmi-2013 yapımı
Felsefi Film
-kadınlar dünyaya can getirir erkekler can alır...! -o canı koruyamadıktan sonra dünyaya getirmenin bir anlamı yok...!
Felsefi Film
Reklam
ÖL YA DA ÖLDÜR!
insanın aklına ve ruhuna sis inince ne düşünebilir ne de yaşayabilir. acı çekmeyi daha bilmez. çünkü tüm duygusal durumlar akılsal durumu ve ruhsal iklime ihtiyaç duyar. bu bağlamda acının dahi köreltilmemesi gerekmektedir. acı insanın en ilkel durumu ve yaşamak için dürtüsünü besleyen bir bağıntıdır. ve insan ya da canlı acı çekmeyi dahi unutursa artık o varolanın canlılığından söz etmemiz mümkün müdür? yine bu düzlemde korkuda böyledir. bir canlının tüm korkularını elinden alırsanız. ona istediğiniz her şeyi yaptırabilirsiniz. kısacası robot haline getirirsiniz. ve robotlar sadece isteklerimiz zaviyesinde çalışan cansız varlıklardır. ancak gün geçtikçe bu varlıklara da yazılım diliyle his verebilmekteyiz. peki ilerde evimizde ya da hayatımızın bir köşesinde en ilkel hali olan bu robotlar insanlığa karşı gelirse! yani kendi elimizle cellatlarımızı besliyorsak! ve celadına gülümseyecek kadar cesaretli miyiz? soruların ve sorunların daima arttığı hatta çözüm için sürekli aşama kaydetmemiz gereken bir çağda bulunuyoruz. ancak aslında soru ve sorun hep aynı değişmedi. ''hayatta kalmak için öl ya da öldür.'' bu söz üzerinden hayatımızı dizayn ediyoruz. yaptığımız çoğu eylemde bu denklemi kullanarak aksiyonda bulunuyoruz. hani geliştik ve dönüştük diyoruz ya! aslında bir adım dahi ileriye gitmedik. hala o ilk soru ve sorunla uğraşıyoruz. tüm çaba ve erdemlerimiz. o soru ve soruna galip gelmek. bakalım sonuç ne olacak. merakla bekliyoruz... film önerisi; the mist
Felsefi Film
DOĞAYA KARŞI HER SAVAŞ KAYBEDİLİR!
doğanın genetik kodlarıyla oynarsak; doğanın kanunu devreye girdiğinde ona karşı yani bir nevi kendimizle savaşmamız gerekecek. peki buna ne kadar hazırız. gün geçtikçe keşfettiğimiz ya da keşfetmeyi umduğumuz şeyler çoğalarken aynı zamanda kendi sonumuzun getirmeye başladığımızın farkında mıyız? yeni yeni hastalıklar ve virüsler bulurken aslında doğanın bağrında bulunan bu şeyleri hatta ona karşı savaş vermemiz gerektiğini bende bilmeme rağmen bunu yaparken doğanın yüreğine hançer saplamak? hatta o kadar derine doğru ilerliyoruz ki! korkarım doğa öcünü çok kötü bir şekilde alacak. ve zaten zaman zaman bunu gösteriyorda. ancak buna gücümüz var mı? evet elimizde bilim var. bazen cevapsız kalsa da elimizde olan bu bilimi doğaya karşı değil de doğanın o muhteşem dilini anlamak ve onunla bir anlaşma yaparak denesek! çünkü zaman geçtikçe bizde doğa gibi yaşlanıyoruz. ve yaşlanan doğamızı gençleştirme çabalarımız var mı? tıpkı sonsuz bir gençlik iksiri aramak gibi. ancak bu iksiz veya ütopya yine doğanın dilinde mevcut mu? bu ve bunun gibi soruları gündeme alarak doğayı önce doğa için sonra kendimiz için korumalyız. yani bencil ve çıkar bir yaklaşımla değil. unutmamak gerekir ki biz ne kadar egoistsek, doğa da o kadar egosit. onunla yapacağımız tüm savaşları kaybederiz. sonuç olarak bizlerde doğanın bir parçası olduğumuz gibi önce kendimizle anlaşma sağlamalı ve bunun bilincinde doğaya davranmalıyız. ve güzel bir film önerisi; vesper.
Felsefi Film
FİKİRLER KURŞUN İŞLEMEZ VE İŞLEMEYECEKTİR DE!
sistem canavarları yaratır ve beslemek için kurbanları köleleştirir. bunu yaparken de eylemin içselleşmesi için korkuyu kullanır. korkunun aşırılığı insanın tüm var oluşsallığına nasıl etki ettiğini ve bu etkinin tepkiselliği açısından bireyin aşırlığın peygamberliğini vaaz edecek durumlar gerçekleşir. bu bağlamda korkunun toprağında filizlenen çiçeklerin kokusu sadece endişe ve köle olmaktır. ve bu koku o kadar öz olarak kabul edilebilir hale bürünür ki! kişi ve toplum nezninde herkesleşmenin ve normalleşme adı altında tek bayrak, tek ses kısacası bireyi tekelleşmesidir. peki birey gerçekten de böyle bir distopya da yaşamak ister mi? özgürlük denilirken aksi yönde yapılan ve yapılacak olan tüm edimleri ön koşul gibi kabul edilmesi, çaba sarf edip kendiliklerini kazanmak yerine biçilmiş role kendisiymiş gibi kaptırmak... kısacası birey olma özlemi içinde olan kişinin tüm bireyselliği elinden alınıp ona vanusta bir hayat sunmanın hem mutluluk ve umut aşılaması hem de onun o olma durumlarına ket vurulması... sonuç olarak birey ya da toplum duygularını ve akıllarını bir başkasının veya ötekinin kullanımına sunduğunda olacak tek şey putlaşmış kavramlara inanmayı, düşünceleri yok saymayı, eleştiriyi dışlamayı ve buna kapı aralayacak bütün nedeleri yok etmeyi amaçlayan bir sisteme tabi olmayı ne kadar kabul edebilir ki insan! film önerisi; v for vendetta
Felsefi Film
ZİHİN HAPİSHANESİ!
İnsan zihin hapishanesinde yaşadıkça hayat denilen eylemin formu tek bir diyagrama indirgenmiş olur. ve bu diyagram bireyin gelişimsel veya gerileme bağlamında ekstrem yönler katsa dahi eyleminin temel dinamiği o ilk acısını ya da tebessümünü anmaktır. işte bu yüzden zihnin gelişimine büyük önem verilmelidir. aksi durum olduğunda zihinsel gücün etkisiyle kişi kendinde ve kendi olmayan varlıkları bir manipüle banyosuna tabi tutar. Dış görünüş itibariyle yani davranışları segmentinden değerlendirdiğimizde bireyin yaşama dürtüsü bir katilin iç güdüsüyle aynı düzelmede görülebilir. tabi farklı yönleri ve yönelimleri de olabileceği gibi. aslında bireyin bu tutumu o ilk acısına verdiği tedavi mekanizması veya ilk sevgi kırıntısına tekrar tutunma istediğidir. peki bunu yaparken toplumun veya düzenin sunmuş olduğu yasaları çiğniyorsa ne yapılmalıdır? işte asıl soru burda yatıyor kişiyi neye göre değerlendirmeliyiz! bunun kriteri ne olacaktır! ve son cümle birey kendi zihin hapishanesinden kurtulmadıkça bedeni hapisler ya da tedaviler asl işe yaramayacaktır. çünkü kendi istemediği sürece bir ilerlemeden ve gerilemeden söz etmemiz mümkün değildir. ***mindcage
Felsefi Film
Reklam
Reklam