Basra'nın kenar mahallelerinde zulmü ve günahkârlığı ile bilinen bir adam öldü. Hanımı kocasının cenazesini kaldıracak, onu gömecek hiç kimseyi bulamadı. Zira adam cürmüyle tanındığından kimse onun cenazesine katılmak istemedi. Kadın bunun üzerine iki hamal kiraladı, onu cenaze namazlarının kılındığı musalla taşının üzerine koydurttu, ancak yine kimse namazını kılmadı.
Kadın defnetmek üzere eşini kimsenin uğramadığı boş bir araziye götürdü. O beldeye yakın bir tepede herkesçe tanınan zâhidlerden büyük bir zat vardı. Kadın o zati cenazeyi bekliyormuş gibi bir halde gördü. O büyük zat adamın cenaze namazını kılmak için ona yöneldi. Bu haber kisa zamanda Basra'ya yayıldı. Herkes bu zat ile birlikte adamin cenazesini kılmak üzereye oraya akın etti. Zâhid, kendisine, "Neden özellikle bu adamın cenazesini kıldınız?" diye soranlara,
"Rüyamda bana, 'Filan yere git, orada yanında hanımından başka kimsesi bulunmayan bir adamın cenazesi vardır; onun namazını kıl, çünkü o bağışlanmıştır' denildi.
İnsanlar iyice meraklanmaya başladı; bunun üzerine zâhid, ölen adamın karısını çağırarak kocasının hayattayken durumlarından sordular. Kadın, "Herkesin bildiği gibi işte... Meyhaneye gider, akşama kadar içki içerdi." Zâhid, "İyi düşün! Yaptığı hayırlı bir ameli hatırlıyor musun?" diye sordu. Kadın, "Evet, onun devamlı yaptığı üç hayırlı amelini biliyorum:
1. Genelde sabah namazı vakti ayılırdı. Hemen elbiselerini değiştirir, camiye gider ve cemaatle namazını kılardı. Ancak sonra tekrar meyhaneye giderek günaha devam ederdi.
2. Evde daima bir veya iki yetim bulundurmaya çalışırdı. Öyle ki onlara kendi evlâtlarından daha iyi bakardı.
3. Gecenin karanlığında sarhoşluğundan ayılır ve ağlayarak şöyle dua ederdi: Allahım! Cehennemin hangi köşesini bu menfur adamla dolduracaksın?"