"Bazen ilerlemek için çabalarken bir bakıyorum geriye doğru ilerlemişim.
Biliyor musun, boğuluyorum. Bu hayatta, bu insanlarla, bu iş anlayışlarıyla, bu yönetimle, bu akrabalarla, bu arkadaşlarla vs. boğuluyorum.
Kendime, kendimden başka hayvanların, bitkilerin, kitapların, filmlerin, boyaların, aktivitelerin, şarkıların, enstrümanların vs. iyi geldiği noktadayım.
Çocukluğumdan beri bu noktada olmanın haksızlığı, sıkıcılığı, terk edilmişlik yalnızlığının hissi içindeyim. Varlar ama benim için yoklar, varım ama onlar için yokum.
Birbirimizin yanından geçişimizde bile bir perde var. Yan yana konuşurken bile bir duvar.
Herkes bir Dünya. Ben o Dünyalara girmek istiyor muyum veya Dünyama birilerini dahil etmek istiyor muyum?
Dünyayken bir toz tanesi ve bir damla kalmış olanların davetini geri çeviriyorum, kabul etmiyorum.
Bu hayatta kendime harika bir Dünya kurmayı başarmışım. Neden üflesem ya da parmağımla silsem yok olacak Dünyaları kâle alayım?
Bir heyecan, bir merak, bir özgünlük hissi vermiyorlar.
Hepsi farklı kalemlerden çıkmış aynı hikaye gibi. Bana katacakları bir şey ya da pek bir şey yok. Hepsi olandan götürme peşinde.
Kendilerinde var edemeden başkalarından çaldıklarıyla sahte mutluluk yaşamayı kabul etmişler.
Dünyalarını çaldıklarıyla kuranlarla tabi ki işim olmaz.
Ve hep iyi şeyler çalıyorlar, niye üzüntü ve acı çalmıyorlar? Ben de hırsızım mesela. Ama bunları çalıp atıyorum.
Biliyor musun, insan istediğinde koskocaman bir katranda bile minik bir beyazlığı temsil edebilir. Sorun bu da değil, sorun insanların neden istemediğinde?
Veya benim niçin istediğimde?
O kadar insana rağmen niye hâlâ böyleyim?
İnsanları anlamıyorum diyorum ya, bazen kendimde de takılıyorum. Kendim de yabancı geliyor bana. Niye böyle?
Bu tanıdık hissinden niye her türlü mahrumum ben?