Eşref-i Mahlukat’tan Esfel-i Safilin’e uzanan geniş yelpazede her insan bir yer bulur kendine. Kimi Allah’ın halifesi olma iddiasındayken kimi de maymunun halifesi olduğuna inanır. İşler hiçbir zaman, milyonlarca yıllık tarihin bizi getirip kıyısına bıraktığı bu çağda olduğu kadar karışık olmamıştır sanırım. Modernliğin konforu ilkelliğin huzuruna yenilmiş, doğru yanlış, iyi kötü, kara ak hiç bu kadar öznelleşmemiştir. Milyarlarca insan milyarlarca vicdan milyarlarca değer yargısı ve hemen hepsi birbirinden farklı. Açıklanan görüşlerin arkasına eklenen amalar daha girift hale getiriyor labirenti… Gözden kaçırdığımız husus şu ki tesadüf eseri geldiğimiz hayatta, beynimizdeki düşüncelerin mülkiyetinin şahsımıza ait olduğunu düşünürüz. Hayatımızı oluşturan tüm unsurların, ailelerimiz, etnik kökenimiz, dilimiz, dinimiz, duygularımız, sosyal hayatımız ve sayamadığım diğer her şey ama her şey tesadüfi varoluş sonucu edindiğimiz ya da üstümüze yapışan şeyler. Mark Twain’e göre birer makineyiz hepimiz. Üstünde en ufak bir kontrol gücümüzün dahi olmadığı bir kez çalışmaya başladı mı asla müdahale edemediğimiz beynimiz de bu makinenin lokomotifi. İnsanlar da hayvanlar da tarih boyunca edindikleri tüm tecrübe ve bilgi birikimini bu makinenin dışardan maruz kaldıkları neticesinde öğrendiler. Temelde yek bir dürtü neticesinde hareket eder ve o dürtünün yönlendirmesiyle bir şeylere karar veririz. “Ruh Tatmini” denir bu dürtüye ve içimizdeki büyük efendidir o. Her şeyi onun uğruna yaparız. Açıklamak gerekirse, yaptığımız iyilikler mesela.. karşımızdaki için fedakarlık ettiğimiz düşüncesinin ilk amaç gibi görünmesine rağmen bu kesinlikle ikinci sırada yer alır ve asıl amaç içimizdeki efendiye olan tartışmasız bağlılığımızdan ileri gelen onu tatmin etme dürtüsüdür. Aynı şey (bize göre)
Mesela, bir adam pantolonunu giyerken önce aynı bacağını içine sokar, hiçbir zaman diğeriyle başlamaz. Bunun bir faydası ya da anlamı yoktur. Tüm erkekler bunu yapmasına rağmen, hiçbiri üzerinde düşünüp bu alışkanlığı belli bir amaç uğrunda edinmemiştir.
Özetlemek gerekirse; kalbindeki keskin acıdan kurtulma özgürlüğünü satın aldı, vicdan işkencesinden sıyrılma özgürlüğü satın aldı, tüm gece sürecek aralıksız uyku satın aldı... Hepsi de sadece yirmi beş sente.