Hoş bir aşk kitabıydı.
Bu kitabın çok ama çok fazla alıntısını görüyordum o sebeple yüksek beklentilerle başladım okumaya. Beklediğim yerden, yani kurgusundan değil de dili itibariyle etkiledi kitap ama. Zaten bu incelemede kurgusuna değinmeyeceğim. Sonunda ne olduğu belli olan, karakterlerin yaptığı davranışlarının hepsinin sebebi gayet açık olan bir kitaptı bence. O sebeple, hiç vay bu da böyleymiş olmadım. Bu yüzden olayların gidişatına 'ne olacak, ne bitecek' tarzı odaklanmak yerine 'nasıl yaşanmış, güzel mi, hoş mu' kafasında okursanız sizi daha çok tatmin eder.
(Bu arada kitap yaşanmış bir olay, gerçek yani. O sebeple samimiyetin okuyucuya geçebilmiş olması normal hani.)
Gelgelelim diline, bu yazardan ilk okuduğum kitaptı ve büyük ihtimalle de son olacak. Fakat dili o kadar güzel o kadar samimiydi ki. Olaylara olan bakış açısı çok yalın ve sadeydi. Mesela bir Tolstoy okurken beyninizin belli yerlerde yandığını ve yorulduğunu hissedersiniz. Ama bu kitap öyle değildi. Çok rahat ve yer yer ilginç, kullanması güzel tabirleri vardı. Uzun zamandır dili kendi kişiliğime benzeyen bir kitap okumamıştım. Bu kitap o açıdan çok güzeldi o yüzden.
Demem o ki; bu kitabı kafanız yorulduğunda, tatlı bir şeyler göreyim dediğinizde okuyabilirsiniz. Kesin okuyun der miyim, hayır. Çünkü bu kitabın anlattıklarını veren tonlarca aynı tür kitap getirebilirim size. Kurgusu çok sıradan zaten. Yalnızca bu kitabın tek farkı, diğer kitaplar gibi, dili için yazar özel olarak edebi olacağım endişesine girmemiş. O yüzden de çok rahat hani. Bu tarz şeyler okumayı seviyorum. {Öneri:Bu Romanda Herkes Ölüyor}
(Bu kadar düşük puan verdiğime bakmayın, her zamanki halim.)
Sadece keşke kamelya çiçeğinin olayını öğrenebilseydik, şu kırmızı-beyaz muhabbeti. Ama gerçek olay olduğu için yazar da