soğuk yosun kokulu rüzgar yüzüme vururken daha çok üşüyorum, kendime daha çok sarılıyorum. aşağıdaki salonlardan dalga sesleri geliyor. karanlık ortamda uyumaya çalışırken beyaz heykellerden yansıyan ay ışığı içimi ürpertiyor. sonunu bildiğim bir hikayenin ilk sayfalarında olmaktan pek de rahatsız olmuyorum. burası güzel. yalnızlık ve sessizlikle kaplı. bitecek olan 200 sayfanın içine düştüğü 3 saatten hoşnutum. sonunda verdiği fikir, anlatının mükemmelliği ya da farklılaşamaya doğru olan evrim vs... hiçbiri umrumda değil.
yalnızca üşüyorum.
ve,
19'un benim için gelmesini diliyorum.
üşüyorum.
çizim hakkında oldukça ilgi çekici farklı anlatımları vardı. genellikle edebiyatçılar yaptıkları işleri bu tarz kelimeleri danslatarak açıklarlar, yapılan işin büyüleyiciliğini daha büyüleyici bir şekilde açıklama yoluna giderler. burda da boşluğun şekillendirilip köprücük kemiği oluşunu, tanrının yumuşak havada gezinirken kahve saçları havalandırışını ve fırçanın ucundaki tek damla boyanın yansımasından evren tasvirini seyretmeyi okuyoruz biraz. görme biçimleri sosyolojik analiz olarak oldukça tatmin edici bir kitaptı, bu kitapsa sanatı kendi içinde irdeliyordu, eğer çizimle uğraşıyorsanız, bir sonraki tuvalin önüne oturuşunuzda yaptığınızı zihninizdeki farklı kıvrımlara dokundurarak kendinizi elf gibi hissettirecek bir kitap.