"Ağaçların dallarında sallandım. Dallara tutunup vücudumu yukarı çektim hem de yüzlerce kez. Ne zaman ki yorgunluktan kollarım uyuşurdu o zaman bırakırdım... İşte bunları yaparak Kemankeş olunuyor. Acı çekmeden, çile çekmeden, yorulmadan olmaz. En ağır talimleri yapa caksınız. Bunları yaparken de öf bile demeyeceksiniz. Yoruldum diye sızlanmayacaksınız. Anlaşıldı mı!"
"Unutma ama gücünü, aklınla birleştirirsen işe yarar. Yoksa sadece kaba kuvvet, güç insanın üzerinde yüktür... Belki günler sana başka sürprizler de getirir belli mi olur?"
"Hep dinç ve güçlü kuvvetli kalacak değilsin ya."
"O zaman gücümü kuvvetimi size göstereyim mi?"
"Göster ya."
"Bu yaşta ne yapacaksın ki?"
"İzleyin o zaman!"
"Tamam gözlerimiz üzerinde."
Mir-i Alem Ahmet Ağa çarşının çıkış kapısındaki kemere doğru atını yönlendirdi. Kemer üzerindeki demire kolları ile sıkıca tutundu. Sonra atının karnını ayakları ile kavradı ve atını ayakları ile bir arşın kadar yukarı kaldırıverdi. Ayakları yerden kesilen atın havada adeta asılı kaldığını gören kemankeşler ne yapacaklarını bilemediler. Alay etmek istedikleri bu ünlü kemankeş koskoca atı ayaklarıyla havaya kaldırmıştı.
"Kemankeş alçak gönüllü olur. Başınız dik gezmeyin ve bu kapıdan başınız dik girmeyin. Kendinizi değil Hakk'ı önemseyin. Adınız sanınız bilinsin diye şöhret için çalışmayın."