k

Köy Enstitüleri

17 üye
Takip
Köy Enstitülerinin Kapatılması ve Sonrası...
46 sonrası değişmeye başlayan süreç, 50'ye geldiğimizde tahammül edilemez hal aldı. Üstüne DP'nin tek parti olarak iktidara gelmesiyle acı son yaşandı, enstitülerin fişi çekildi. Öğretmenler, yöneticiler, sistem ve müfredat değiştirilmeye başlandı. Adım adım yozlaştınldı, kendi özgün eğitim sisteminden uzaklaştınldı. İlk adım olarak iş eğitimi ilkelerine kısıtlama getirildi. Özgür okuma saatleri önce kısıtlandı, zamanla kaldırıldı. Enstitü kitaplıklarında bulunan birçok kitap yasaklandı ve yakıldı. ​Hatta yeni gelen öğretmenler, yöneticiler, “Varlık” dergisi okuyan öğrencileri, ki ben de o öğrencilerden biriydim, Türkçü “Orkun” ve Komünizmle Mücadele Derneği’nin ideolojik dergilerine zorunlu abone ettirdi. ​Öğrenciler enstitü yönetiminden dışlandı. Vazgeçilmezimiz olan haftayı değerlendirme ve eleştirme toplantıları dediğimiz, müdürü, okulu eleştirebildiğin, aynı şekilde onların da öğrenciyi eleştirebildiği, okulun ve memleketin sorunlarının konuşulduğu “Cumartesi Toplantıları” iptal edildi. Öğrenci sayılarında azaltılmaya gidildi. Bir zaman sonra sabahları topluca oynanan halk oyunları da oynanmaz oldu. ​1947’de çıkarılan iki kanunla köye giden enstitü mezunu öğretmenlere verilen geçim toprakları, dağıtılan kitaplar, aletler, hayvanlar geri alındı. Kamulaştırılarak okula bağışlanmış olan topraklar, tarım demirbaş eşyaları, pulluk ve saire satılmak üzere mal müdürlüklerine verildi. ​Üretime dönük eğitim anlayışı terk edildi. İş atölyeleri işlenmez oldu, tarım dersleri sınıf içinde, nazari olarak işlenmeye başlandı. 1949’da öğrencilerin yıllık izinleri 3 aya çıkarıldı. ​27 Aralık 1949’da imzalanan Türkiye ve ABD hükümetleri arasında eğitim komisyonu kurulması hakkındaki antlaşma, yani Fulbright Antlaşmasıyla Milli Eğitimimiz şekillenmeye başladı. Sekiz kişilik
Sayfa 360·Kitabı okudu
Köy Enstitüleri
Darbelerin en büyüğü...
Emin olun ki, Türkiye tarihinin tabandan, köyden başlatılmış en özgün aydınlanma projesi olan enstitülerimiz kapatılmasaydı, sadece kendimize yeten bir ülke olmakla kalmayacak, dünyanın pek çok ülkesinin ihtiyaçlarını karşılayacak kadar güçlü ekonomiye sahip, üretim ve ihracatta lider ülke olacaktık. Ve hepsinden önemlisi halkı her bakımdan bilgilendirip bilinçlendirip çağdaşlaştıracak bu aydınlanma seferberliğiyle kültürlü, fikir üreten ve saygın bir toplum olacaktık. ​Kapatılması, geleceğe, gençliğe, üretime yapılan darbeydi. Bu sebeple bence darbelerin en büyüğüydü.
Sayfa 428·Kitabı okudu
Köy Enstitüleri
Reklam
Toprak Reformu...
Tıpkı Köy Enstitüleri gibi, Toprak Reformu da Atatürk’ün çok önem verdiği, üzerinde çalıştığı projelerden biriydi. Aslında 1929’da topraksız halka toprak dağıtmayı amaçlayan kanun hazırdı, ancak dünyayı sarsan ekonomik kriz yüzünden başarılı olunamayınca, ömrü de gerçekleştirmeye elvermeyince vasiyeti olarak kaldı. Tahmin edeceğiniz üzere engellenmesinin arkasındaki yerel isimler ve niyet aynıydı. Bu yüzden enstitülerin kapatılma hikâyesi yazılırken bunları yazmamak olmaz. ​1945’te Meclise sunulan Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu’nun 1. Maddesi, çiftçilere gerektiğinde sermaye ve demirbaş verilmesini öneriyor, feodal toprak düzeninin önünü kesecek düzenlemeler içeriyordu. Kanun, toprakların düzenli olarak işlenmesini sağlamak için ortakçılığa, kiraya verilmesini engelliyor, yasaya karşı çıkan maliklerin toprağının elinden alınmasını öngörüyordu. ​Ağalık ve beylik dönemi, yerini toprağın efendilerine, eken, diken yani üretenlere bırakıyordu. ​Özel kişilere ait 5 bin dönüm üzerinin kamulaştırılması talebine, büyük toprak ağaları şiddetle itiraz etti. ​Başta Adnan Menderes. Çünkü Aydın’da 30 bin dönümlük toprağı vardı. Ne tuhaftır ki, anayasaya karşı itiraz önergesi verirken bolca demokrasi söyleminin ardına sığındı. Tevekkeli boşa değil önerge sonrası yaşanan huzursuzluklar ve CHP’den ihraç edilmeleri... Benzer şekilde Cavit Oral, Emin Sazak, Halil Menteşe, Celal Bayar, Lütfü Karaosmanoğlu, Celal Ramazanoğlu gibi ağalar, kanunu kendileri için zararsız hale getirecek bir komisyon oluşturdu. ​Haziranda başlayan Toprak Reformu süreci, yasaları hazırlayan Tarım Bakanı Şevket Raşit Hatipoğlu’nun görevden alınması, DP’nin kurulması, kanunun uygulanmasını başlatacak tüzüğün 1947’e kadar geciktirilmesi, 1948’de Cavit Oral’ın Tarım Bakanlığına getirilmesi (bu sayede 24
Sayfa 368·Kitabı okudu
Köy Enstitüleri
Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan bellidir misali, DP’li Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri’nin köylülere “müjde” dediği, öğretmenlere gözdağı verdiği sözü işaretlerden sadece biriydi: “Sizi eğitim belasından kurtaracağım...” ​Yahu ne demektir eğitim belası? Eğitimi bela gören bir insan, milli eğitimden nasıl sorumlu olur? ​Oysa Atatürk, “Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister,” dememiş miydi? ​Atatürk’ün Milli Eğitim Bakanlarından Mustafa Necati, “Memlekette mektepsiz köy bırakmayacağız,” dememiş miydi? ​Atatürk sözcüğünü de bulan Milli Eğitim Bakanı Saffet Arıkan, “Bozkıra çıkartma yapacağız, bütün engelleri aşacağız,” dememiş miydi? ​Hasan Âli Yücel, “Türk vatanının dağlarında, bayırlarında ve kırlarında, hatta en ücra yerlerinde kendi kendine açıp solan çiçek bırakmayacağız,” dememiş miydi? İsmail Hakkı Tonguç, "İnsanoğlunun kazanacağı en büyük zafer korkuyu yenmesiyle elde edeceği zaferdir," dememiş miydi? Her şey nasıl da bu kadar değişmişti?
Sayfa 365·Kitabı okudu
Köy Enstitüleri

Köy Enstitüleri Konusuna Benzer öneriler

Soru ve Cevap4 üye · 38 yeni gönderi
Takip
1000k12,4bin üye · 30 yeni gönderi
Takip
Filistin4.574 üye · 21 yeni gönderi
Takip
Nasıl bir cüretti ki, yeni Milli Eğitim Bakanı Şemsettin Sirer, Tonguç’a, "Sen bunları (köylüleri) okutuyorsun da ama sonra başımıza iş çıkarmasınlar," diyebiliyordu? ​Nasıl bir zihniyetin kucağına düşmüştük? ​Meğerse, adam zaten bakan olur olmaz, "İsmail Hakkı Tonguç’un yaptıklarının ve Köy Enstitülerin belini ben kıracağım," demiş de biz o günlerde duymamışız. Evet, sadece Tonguç Baba’nın değil, enstitülerin de belini kırdılar. ​Tıpkı ileriyi gören Tonguç’un, Hasanoğlan’ın müdürü Rauf İnan’ın görevden alınması üzerine İnönü’yü uyardığı gibiydi: "Bir kez kelle verirseniz, bir daha önünü alamazsınız." ​Gördüğünüz üzere önü alınamadı, alınamıyor. ​Velev ki öyleydi, enstitüler komünistti, kız erkek bir arada, uygunsuz hal içindeydik, hatta iftiralarındaki gibi tuvaletlerde ceninler yüzüyordu (tövbe tövbe), peki ya Halkevleri, Halkodaları... Onların kapatılmasının bahanesi neydi? ​Hatırlayın, harf devriminden sonra halk dershaneleri adıyla başlatılan okuma yazma seferberliğini. Bu kurumların millet mekteplerine dönüştürülmesi ile 16-45 yaş arası bir buçuk milyon insana okuma yazma öğretilmişti. Hem de bir iki yıl içinde. ​1930’da açılan şehirlerdeki Halkevlerinin, köylerdeki Halk Okuma Odalarının sayısı 1936’da 500’e kadar yükselmişti. İçinde küçük kitaplıkları, çalışma kolları olurdu. Dergiler, gazeteler gelir, yoksul köylü çocukları bu sayede kitap, dergi okurdu. Yaşar Kemal’in, Ülkü Tamer’in, Hasan Hüseyin’in anılarını okuyanlar, buralardan çok istifade ettiklerini hatırlar. ​DP başa gelince buraları da kapattı. Üstelik mal varlıklarına el koyarak... ​Sormak hakkımız değil mi? Ne yani, bunların içinde de komünistler mi vardı? Yaşlı başlı insanların bir araya gelmesi de mi sorundu? ​Cevap, enstitüleri kendisinin kapattırdığıyla övünen, yıllar sonra da Adalet
Sayfa 366·Kitabı okudu
Köy Enstitüleri
Reklam
Reklam