m

Milli Mücadele

22 üye
Takip
Milli Mücadele dönemi ve ilgili paylaşımlar.
İnşallah yenilmeyiz. — İnşallah ama... Memleketin halini bilmiyorum. Birinci İnönü’nden, Çerkez Ethem’den sonra birkaç ay içinde neler yapabildiler? Ordu olmazsa, orduya karşı durulmaz. Bu iş, başıbozukluğun başaracağı çaptan çıktı. Siz askerlik etmediniz, bilmezsiniz. Başıbozuk kuvvet, ne kadar çoğalırsa, bir memleketin dayanma kaynakları o kadar çabuk tükenir. Düşünsenize... On yıldan beri harp eden bir memlekette beş yüz atlıyla bir köye iniyorsunuz. Erkeksiz bir köy. Sizin arkanızda hiçbir örgüt yok. Hayvanlar yem, insanlar ekmek ister. Eyerlerin, bellemelerin, kantarmaların onarımı lazım. Giyimler yırtılmış, kunduralar parçalanmış olur. Noksanları tamamlamak zorundasınız. Eşkiya, yolları kestiği için para bile değerini kaybeder. Siz, köylüye istediğiniz kadar, ırzdan, namustan, düşman zulmünden söz edin. O yalnız, o gün aldığınız arpayı bilir. Arkanızdan beddua eder. Her şeyi saklamaya, hiçbir şey kapƨrmamaya bakar. Civarda gezen meşhur eşkiyaların namlarına sığınarak geceleri yüzünü sarıp komşularını soymaya kalkanlar olur. — Bunları hiç aklıma getirmemiştim. — O sebepten dövüşmek size kolay geliyor. — Mustafa Kemal Paşa mutlaka ordu kurmuştur. Göreceksiniz.
Sayfa 404
Milli Mücadele
“İnönü, nasıl bir yer acaba?” Harpten sonra gidip görmeye karar vermişti. Bir küçük otomobil, bir çadır, bir çifte tüfeği, Nedime Hanım, İhsan, Nermin, Ayşe... “Hayır canım, hiç olur mu? Ramiz Efendi, Fatma Hanım, Kadir de gelecek. ” Öyleyse bir büyük otomobil... Hatta bir otobüs lazım... Üç çadır, üç tane av tüfeği... Üsküdar’dan başlayarak adı bu şanlı işe karışmış memleketleri adım adım -Kâmil Bey buna “Tekerlek tekerlek” diyordu- dolaşmak. Adapazarı, Geyve Boğazı, Yozgat, Kuvayı inzibatiye! Geyve Boğazı... Baskınlar, pusular... Yozgat, Zile: Çapanogulları... Konya: Delibaş... Aydın, Nazilli, Ayvalık, Balıkesir, Torbalı... İlk kurşun! Sonra... İnönü... Ramiz Efendi “Pek aklımda kalmadı, demişti, hafif bir tepenin yamacında olacak. Tren yolunda. Birkaç da büyük ağızlı mağara gördüğümü hatırlıyorum!” Mağaralar, toprağın gökyüzüne açılmış karanlık, ağızlarıdır. Fırtınalı havalarda, onun türkülerini, gazaplarını, sevinçlerini, ıstıraplarını haykırırlar. İnönü’ndekiler, gözleri önünde dövüşen kendi adamlarına, silahı az, bir çok, gıdasızlıktan yaraları bile doya doya kanayamayan, vurulunca doyasıya inleyemeyecek kadar güçsüz insanlarına gene kimbilir neler söylemişlerdir? Bir büyük sanatçı yetişmeli. İnönü mağaralarının duvarlarına kaba taslak muharebe resimleri oymalı. Ama, kalın pazılı pehlivanlar değil, İnönü’nde vuruşmuş, hatta bir gözü köyüne kadar kaçmaktayken zafer kazanmış gerçek insanları. Birçok sanatçılar zaferleri, insanlardan aşırıp, yorulmaz, ağlamaz, ölmez devlere mal etmek alçaklığını neden yapagelmişlerdir. Yorulmayan, ağlamayan, ölmeyen olduktan sonra zaferin ne değeri kalır?
Sayfa 425
Milli Mücadele
Reklam
Bir yedek subay arkadaş anlattı: Mütarekeden sonra Halep’ten dönüyormuş. Bozgunu taşıyan trenler görmedinizse gözünüzün önüne getiemezsiniz. Lokomotifi lokomotife, vagonları vagona, yolcuları yolcuya benzemez. Çuh çuh soluyan bir acayip, bir korkunç yaratıktır ki, tekerlekler üzerine alınmış bir müthiş yılan ölüsünü andırır. Tam ölü bile değil, hafif canlı, üstüne bir sürü haşerat üşüşmüş... İşte bu trenlerden birisiyle dönüyormuş. Bu arkadaş seferberliğin başından beri bütün cephelerde dövüşmüş, yuvarlak hesap on dört yara almış bir sahici kahramandır. Küçük istasyonlardan birisinde bir köylü kadına rastlamış. Bu kadın, yanından geçen üniformalıları durdurur: “Nerde benim Ahmet’im?” diye sorarmış. Telaşlı değilmiş. Fakat sakinliğinde dehşetli bir hal varmış. Arkadaş: “Nedense bana bir ana kartalı hatırlattı” dedi, “Olup bitenlerin biricik suçlusu benmişim gibi ürperdim. Dünyanın en müthiş karabasanı, Ahmet’ini arayan bir ana kartala hesap vermektir. “Nerde benim Ahmet’im?” sorusuna verilecek bir tek doğru karşılık vardı: “Ana, biz, senin Ahmet’ini kumarda kaybettik” demek... Fakat bunu ben değil, hiç kimse hatta en yaman korkusuzluğun kendisi bile ona söylemeye cesaret edemezdi. ” Her zaman düşünürüm: O basit köylü kadınına bu heybetli, intikamcı ana kartal kudretini veren nedir? Haklı olması mı? Çektiği acılar mı? Olayların içyüzünü bilmemekten gelen hesapsızlığı mı? Belki de hepsi birden... Belki de hepsinden çok, acınacak, korkulacak derecede yalnız olması... Düşünün gökyüzünde, çok yükseklerde, bazen tek başına bir kartal dolaşır... Döne döne... İnsana kesin yalnızlığı, kesin yalnızlığın fazlalaştırdığı yırtıcılığı düşündürür. Allah’a yakın bir şeyler... İşte bizim orta sınıf kadınlarından bazısı da böyle oluyor. Üstlerine birdenbire bir büyüklük, bir ana
Sayfa 416
Milli Mücadele
Mustafa Efendi müjdeyi verdi Allah razı olsun, geçti öteki kapıya... Mahalleye bir hal oldu birdenbire... Işıklar yandı. Kapılar açılıp kapandı. Bereket Nuri Usta aklını kaçırmadı da, bizi zaptetti. Kadınlar bir eve toplandık. Kocası, oğlu, kardeşi Anadolu’da olanlar biraz durgun. Malum ya muharebe olmuş. Nice ana, baba kuzulan ölmüştür. Onları teselli ettik. Erkekler kahveyi açtırmışlar... Sabaha kadar havadis yağdı. Düşman Bursa’ya doğru kaçıyormuş, şu kadar bin ölü, şu kadar bin yaralı... Tam tamına söylediler ama, ben rakamları aklımda tutamam... Mübarek İstanbul! Nasıl da kulağı delik memlekettir. Gazete gibi canım...
Sayfa 413
Milli Mücadele
— Hiç fena olur mu? Baksana Burhanettin Bey’e... Herif yedi düvelin dilini söyler. İngiliz gelse ona götürürler, Fransız gelse ona götürürler. Hem de kocaman kurmay binbaşı, neden gitmemiş? Akıllı olduğundan... Oturmuş beklemekliğe vurmuş. O taraf ileri geçerse, “Ben de sizdenim!” der, aylığı tıkır tıkır alır. — O zaman, bakalım, o taraf kabul eder mi? — Havadan kapar. Adamın kazanmışını aldatmak kolaydır beyim. “Kazandım” diye sevinir de,sevinçten sırıtakalır. “Var, yürü... Seni bağışladım!” deyiverir. — Sanmam!.. — Görürsün... Burhan Bey, Ankara’dakilerden ileri geçmezse, nah, ben şu bıyıkları İngiliz gibi kazıtırım. Suyu getiren de bir, testiyi kıran da... Sen bu işi başka türlü mü sandın, hay beyim?
Sayfa 379
Milli Mücadele
Şu Ali Kemal’i elime verseler kör testereyle doğrarım. Yazsana namussuz, iyi de olsa, kötü de olsa, gerçeği yazıver. Arkadaşlar da telaştalar galiba.
Sayfa 407
Milli Mücadele
Reklam
Reklam