Nazan Bekiroğlu Final haftasında beni yormayacak kitaplara göz atarken uzun zamandır okumayı ertelediğim kitabı aldım elime. Henüz ilk sayfalarından Settarhan ve Zehra'nın torunu hikayeyi anlatıyorken bu iki kişinin kaderlerinin nerede, ne zaman, hangi koşullar altında birleştiğini heyecanla bekledim. Ben bu karşılaşmayı beklerken arada Balkan Savaşı, Ermeni Tehciri, 1. Dünya Harbi ve daha nice olay gerçekleşti. Kah Tebriz'de kah Tiflis'te bir fotoğrafın içine düşen anlatıcımız "yitik bir zamanın izinde" anlatısını sürdürdü gitti.. Romanlarda ,özellikle aşk romanlarında, tesadüflerin ve kaderin çizdiği ağlara sıklıkla yakalanan bir gelenekle ele alınmamış bu anlatı. Her şey gerçek insanların hayatlarındaki olaylar ve duygular kadar gerçekti. Bu da anlatıcının meseleyi bir aşka indirgemeden hayatın farklı cihetleriyle göstermesini olanaklı kılmış.
Eleştirdiğim noktalardan biri; ana kahraman olarak hissettiğimiz Zehra'nın psikolojik tahlillerini ve kaderini daha yakından okumak, anlamak isterdim ancak anaannesi Büyükhanım dönemin acısını görmüş geçirmiş bir kadın olarak daha gerçek bir yerden hissettiğinden işlenen ana kahramandı.
Nazan Bekiroğlu'nun sürükleyici kalemi kadar genel kültürü de oldukça etkileyici. Kurguyu oluşturan çeşitli alanlara ait alt metinler de sağlam bir zemine oturtulmuş. Ancak bazı yerlerde gereksiz gördüğüm ayrıntılar için uzun sayfalar ayrılmış. Muhafazakar aşk hikayelerinden kaçan biri için bu sayfalar biraz zorlayıcı olabilir. Tüm bunlara rağmen, 1900lü yılların Osmanlı'sında bir halı tüccarı olan Settarhan ve Trabzon muhaciri olan Zehra'nın buluşmalarını beklerken şahit olduğumuz olaylar, imparatorluğun çöküşünün sancıları ve insanların biricik küçük dünyalarında yarattığı etki okunmaya değer.
Yazardan birkaç kitap daha okumak isterim. Beni
Niye ki bunca acı? Dünya imtihan yeriydi belli,bu da bir sınav,amenna.Bu kadar sert sınanmak için ortada çok büyük bir aşkın olması gerekti."Allah'ın kuluna olan aşkı." Ne kadar çok sevildiğini mi bilmek istiyordu? Ve bunca sert bir sınavı da ancak kulun Allah'a duyduğu aşk katlanılır kılabilirdi.Dünya cennet değildi evet;olsaydı,cennetin ne anlamı kalırdı?
Bir tek veya milyon,fark etmezdi.Çünkü birinin ölümü her birinin ölümü gibiydi.Çünkü her insan bir evrendi ve her ölüm evrenin sönüşü demekti.Bu yüzden bir tek masumun dahi öldüğü yerde hiçbir haklı gerekçeden söz edilemezdi.