özüme konuşmalar

1 üye
Takip
her şey de açıklanmıyor ya, açıklama kısmına takılmayalım o yüzden:)
İmam Gazali gökyüzüne bakmanın faydaları üzerine ne çok cümle sıralamış. Karşıki dağlara bakınca onlara da övgüler yağdırmak gerektiği kanaatine varıyorum. İnsana içinde bulunduğu uzaklığı hatırlatıyor mu diyorsunuz? Belki, evet. Aşılmayacak hatta varılmayacak gibi duran ama heybetli ve ferahlar. Sanki adımı çağırıyorlar, keşke kuş dostlarım olsa beni çağıran beraber keşiflere çıktığımız. Ve onlar sayesinde bir dağ yamacında kendi uzaklığımı her yere taşıdığıma şahitlik etsem; böyle istek mi olur, diyeceksiniz biliyorum. Belki o zaman düzelirim, diye bir ümidi beslemeseydim içimde, haklısınız derdim. Düzelmek?.. Yapmayın ama düzelmek umudu olmadan insan nasıl yaşar? Yanılıyor muyum? Böyle söylemeseniz olur mu? Evet evet haklısınız ben… Ben susmalıyım. Birkaç şey daha… Biraz daha anlatsam ve siz dinlemeseniz. Dinlemediğinizi bilmeden anlatsam. Bilmek bir işime yaramıyor çoğu zaman. Öyleki bazı anlarda ancak yük oluyor, üstelik iyice ağırlaştığı bir anda kenara bırakamıyorum. Şöyle yazmıştım bir zamanlar: “Sen ey bilmemenin ağrısını ancak bilince anlayan.” belki başkaca yazmıştım tam anımsayamıyorum. Bilmemek ağrıyı önlüyor anlıyor musunuz? Bilmek yük olurken bilmemek şifa. Çok çok eksik cümlelerim, tıpkı benim gibi. Bir eksiklikten ancak eksik cümleler doğar. Derinliği fazlaca olan bir okyanus değilim, akıntının kendisi de olamadım. Suyu arayan bir balık… Sadece bir damla… Böyle şeyler geçiyor içimden yürürken. Zihnimde ise sürekli tekrarlayan iki cümle… Tek başıma yürüdüğüm yolların ayrı bir anlamı oluyor; uçabilseydim eğer tek başıma uçtuğum anların da ayrı bir anlamı olurdu. Zihnimin içinde uçarken bir düzen oluşturuyormuş gibi hissederdim. Hayatıma bir yön tayin ederdim mesela ama ben yönümü tayin edemiyorum Allah’ım; bana bir yön ver, Sen’in rızan üzerine kurulu
özüme konuşmalar
her şeye yetişmeye çalışmakla hiçbir şeye yetişememek arasında bir köprüde yürüyorum sanki. hissettiğim tek şey... içimi biraz da olsa hafifleten bir alemin içinde olmayı isterdim şimdi. ama muhabbet dediğin karşı karşıdır* yük olduğunu bilmek veyahut istenmemek… bunu hatırlayınca aynı döngünün içine atlıyorum. hani pencereye koşarsın ya hava almak için, sonra çivili olduğunu farketmeden ya da unutarak açmaya zorlarsın. açamadığında eski yerine geçip oturmaktan başka bir şey gelmez elinden. yine de hayatımdan dışarıya çıkmayı düşlüyorum ara ara. insan kendinin de dışına çıkabilse keşke. temiz havayı doldursa ciğerlerine, yaşamak tazelense o anda. yük olmak da yük almak da yürürlükten kalksa…
özüme konuşmalar
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
eczaneden erken çıkınca hemen burayı geri açtım. halbuki erken çıkmamın bir anlamı vardı. yapmam gereken sürüyle iş vardı. ömür defterimin doldurulması gereken sayfaları vardı. bilgisayarımın başına oturmam gereken konular vardı. çözmem gereken sorular, yetişmem gereken bir yazgı... yazgım bana yetişse?.. işlemem gereken bir reçete, getirmem ve tarifini yapmam gereken bir ilaç, dinlemem gereken şikayetler, bazen azarlar…pardon pardon erken çıktım ya bugün.
özüme konuşmalar
sabahın erken bir saatinde otogarda birkaç saatlik uykuyla bir bankın üstünde otobüsü öylece beklerken çok şey düşünüyor insan. ben belki daha fazla düşünüyorum, geç kalınan birkaç günün telafisinin hesabına da tutuluyorum ister istemez, geç kalmışlığımın telafisi* zaman zaman düzeldi sandığım uyku bozukluğum bundan, kabuslarım da, asılsız korkularım, dünyaya sığamayışım… isyana varacağından korktuklarımı un ufak edip rüzgara salsam. sonra rüzgarı önüme alıp yürüsem, yol içimde birikmese… şimdi bütün mevsimlerde ancak soğuk olmakla bilinen o yerde içimin mevsimini sorguluyorum. evet, insanın içinin de mevsimi olur; hastanelerin soğukluğuyla otogarların soğukluğunu eş tutanlara şaşıran kendimin mevsimini; yüklediği anlamların altında kalan herkes kadar kara kışa tutulan kendimin; değiştiremediği şeyleri ve şahitliklerini de yük bilen kendimin; daha kaybetmeden kaybetmenin acısını çeken kendimin… dur. şimdi şiir okumaya devam et, otobüs birazdan gelir. oturduğun yerde yeller eser. başkaca hikayeler yerini alır, sen hiç olmamışçasına dönüp duran bir dünyayı ardında bırakırsın ve sensiz dönüp durmaya devam eder. yolu düşle; yolda olmayı, otobüs camına sığan hikayeleri de, uzakta terkedilmiş gibi duran ama aslında içinde çoklarının haberinin olmadığı hayatları yaşayan insanları da. aklıma düşüyor; geride bıraktıklarımla beraber biraz da kendimi bırakıyorum. ve ah diyorum, elimden çok şey gelse… “… yolcusu kalmasın.”
özüme konuşmalar
son sahuru geride bırakmanın hüznü* “elvede ey şehr-i ramazan” demeye dilim varmıyor. insan yaş aldıkça mı dünyayı başkaca görmeye başlıyor yoksa dünyayı başkaca gördüğü için mi yaş alıyor bilmiyorum ama geçen zamanın değiştirdiği onca şeyi görünce tuhaf hissediyorum. ve şimdi eskilerin neden bir sonraki ramazan’ı iple çektiklerini daha iyi anlıyorum. yeterince iyi geçirmediğimizi düşündüğümüzden mi? muhakkak ki etkisi var. lakin asıl mesele şu zannımca; hiçbir tıp kitabında yazmasa da ramazan’ın insanın ruhuna şifa veren bir tarafı var. bunu hiçbir zaman bu denli kuvvetli hissetmemiştim. diğer ramazanlar da hep başkaydı ama bu ramazan bambaşka idi. pek de hızlı geçti. yani diyorum ki; bütün bu hengameye rağmen bir sonraki ramazan’ı görmek nasip olsun istiyorum. “Allah bizi bir sonraki ramazan’a güzellikle kavuştursun.” hadi ‘amin’ deyiverin:)
özüme konuşmalar
bazen ne kitap okumak ne yürümek ne bir şey izlemek ne sorumluluklarını yerine getirmek… kısacası yaşamanın içini dolduramamak. uzaktan bakınca dolu gibi gözüken ama nihayetinde boşluklardan ibaret. şimdi yeni bir kitaba daha mı başlasam diyorum mesela. bir boşunalık hissi… zaman zaman hepimize uğruyor bu hâl diye düşünüyorum. yazdığımdan ben de pek bir şey anlamadım, neyse çok şeetmeyin:)
özüme konuşmalar