sabahın erken bir saatinde otogarda birkaç saatlik uykuyla bir bankın üstünde otobüsü öylece beklerken çok şey düşünüyor insan. ben belki daha fazla düşünüyorum, geç kalınan birkaç günün telafisinin hesabına da tutuluyorum ister istemez, geç kalmışlığımın telafisi* zaman zaman düzeldi sandığım uyku bozukluğum bundan, kabuslarım da, asılsız korkularım, dünyaya sığamayışım… isyana varacağından korktuklarımı un ufak edip rüzgara salsam. sonra rüzgarı önüme alıp yürüsem, yol içimde birikmese… şimdi bütün mevsimlerde ancak soğuk olmakla bilinen o yerde içimin mevsimini sorguluyorum. evet, insanın içinin de mevsimi olur; hastanelerin soğukluğuyla otogarların soğukluğunu eş tutanlara şaşıran kendimin mevsimini; yüklediği anlamların altında kalan herkes kadar kara kışa tutulan kendimin; değiştiremediği şeyleri ve şahitliklerini de yük bilen kendimin; daha kaybetmeden kaybetmenin acısını çeken kendimin… dur. şimdi şiir okumaya devam et, otobüs birazdan gelir. oturduğun yerde yeller eser. başkaca hikayeler yerini alır, sen hiç olmamışçasına dönüp duran bir dünyayı ardında bırakırsın ve sensiz dönüp durmaya devam eder. yolu düşle; yolda olmayı, otobüs camına sığan hikayeleri de, uzakta terkedilmiş gibi duran ama aslında içinde çoklarının haberinin olmadığı hayatları yaşayan insanları da. aklıma düşüyor; geride bıraktıklarımla beraber biraz da kendimi bırakıyorum. ve ah diyorum, elimden çok şey gelse…
“… yolcusu kalmasın.”