"İnsan sonsuza dek yaşayacaksa, kalbiyle yaşamalı." (syf:346)
Bu alıntısıyla birçok düşüncemin oturduğu bir kitaptı kendisi.
Uzun ya da kısa ne kadar yaşarsa yaşasın kalbiyle yaşamalı bence insan.
Kitap tam anlamıyla bu tema üzerinde durmuyor tabii ki bu benim kendi çıkarımım, kitaba kendi bakış açım.
Kitap aslında üç farklı bölümün örüntüsü şeklinde ilerliyor, mitoloji bölümünde Alobar isimli bir kral ile tanışıyoruz. Alobar' ın kralı oldu bölgede krallar saçlarını ak düşene kadar yaşarlar tek bir beyazlayan saç teli ile birlikte bir zehir içirilir ve öldürülürler. Çünkü saçı beyazlayan kralın güçten düştüğü düşünülür ve ülkeyi savunamayacağına inanılır.
Saçına ak düşen Alobar daha çok genç olduğunu ve diri olduğunu düşündüğü için ölmek istemez. Eşlerinden birinin de yardımıyla gerçek zehri içmez ve o sonsuz yolculuk başlar. Bu sonsuz yolculuk esnasında Pan ile tanışır.
Pan, insanların duyguları ile düşünceleri arasına duvar çekmeleri; yaşamak yerine, cennete kabul edilmek ve doğayı tahakküm altına almak için çalışmaları; dans, müzik ve aşkla ilgilenmek yerine doğru ve yanlışla uğraşan Aristo, İsa ve Descartes'a inanmaları ile gücünü yitiren bir tanrıdır.
Vee Alobar gibi ölümden kaçan Kudra, süslendiği ve kokuları sevdiği için evlenme yaşının geldiğini düşünen ailesi tarafından evlendirilir ama kocası öldüğü için yaşama hakkı bulunmayan dulların öldürüldüğü bir yerde yaşar. Kocası öldüğü için onunda ölmesi gerekmektedir. O ise yaşamayı seçip herkesi arkasında bırakır ve uzun bir yolculuğa çıkar. Bu yolculuk Alobar ve Kudra'yı birleştirecek mı acaba?
Kitabın diğer bölümleri ise parfüm üretici iki farklı kızın kapılarında pancar bulmaları ile başlıyor. Pancar biraz garip geliyor kulağa fakat parfümümüzün bağlayıcı notası kendisi.
Hatta kitabın son