Kişinin kendini bulma serüveni ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Paris'e gidip de pastahane gezmek isteyen kişi sayısı çok azdır ama ben gidersem bunu yapacağımdan yüzde bir milyon eminim. Fiyatlara bakmadan göze en güzel gözükenleri mideye indireceğim :)
Önceden meşhur olan ama şu anda tek bir müşterisi bile olmayan bir pastane satın alan Sebastian'ın pastacılık kursu vermek zorunda kalması ve tahlizsiz bir kaza sonucu bacağının alçıya alınması nedeniyle Nina'yı (en yakın arkadaşının kız kardeşi) yardımcı olarak işe almasıyla başlıyor kitap. Ninanın bakış açısıyla yazılmış bu arada, yazdıklarımdan Sebastian gibi algılanmış olabilir.
Nina ise bu pastacılık kursundakilerle birlikte bu pastaneye kendini adıyor ve yeni baştan yaratmaya başlıyor. Tabi ki hiç bir şeyden Sebastian'ın haberi yok. Sonrasında yaşananları ise anlatmamak her zaman en güzeli. Ben mutluluk içerisinde okudum kitabı.
Şunu da belirtmeden geçmek istemiyorum: Kitabı okurken her 30 sayfada bir yaş pasta yemek istedim. Burnuma fırından yeni çıkmış kurabiye, börek, poğaça kokuları geldi. Eğer bi 100 sayfa daha uzun olsaydı iki kilo alıp kitabı sonlandıracaktım ;)