"Erkekler için şehvet, şiddette yatar." Diye başlıyordu ilk sayfa.
"Bir kadının zarafet ve merhamet kokan dokunuşlarına karşın, erkekler için şehvet, bir savaş alanındaki çığlıklara ve kurbanlara benzer. Savaş ne kadar soğuksa içi öyle titrer ve ne denli kanlıysa öylesine zayıf düşer. Zaferlerin ardından kurulan ziyafetler gibidir, biri biterken diğerini düşünür, doyumsuzca yemek ve dağıtmak için acıkır.
Hikayeme başlarken belirtmem gerek ki, bahsedeceğim kişi belki de bunlara en uzak ve aynı zamanda en yakın olan kişidir. Ben ona 'İsimsiz' diyeceğim çünkü kendisi ne kadar adını önemsiz bir kağıt parçasına yazarak inime soksa da, ben bu ismin hakikatine güvenmiyorum.
İsimsiz, şu ana dek tanıştığım en alışılmadık adamlardan biridir, bunu onunla ilk göz göze geldiğim gün çoktan anlayabilmiştim. Zayıf bir benlik sunan eğrelti duruşu bir tarafa, dili duruşunun aksi konuşur, aklı onun da aksini düşünür, kendi içinde bir bütünlük sağlayamaz.
Süpürge kirpiklerinin arasında kıskançlığın rengini barındırır irisleri. Kalın kaşları çatılır, kendi ensesinden yükselir, hiç sahip olamadığı şeylere duyduğu açlık ruhunu karartırken, ilk bakışta sanırsınız ki...
Harcanmış bir evlilik misali dosdoğru ve hızlıca, bir kodamanın servetini büyütmesi gibi ağır ağır ve sarsılmaz türünden.
Ben, beni elde etmesinden çok daha fazlasına sahibim. Bir kere… kontrolden çıkmam ben.
Soğuk bir yatak ve dingin bir aklım vardır.
Erkeklerin şehveti, şiddette yatar.
İsimsiz’in şehveti şiddetin ta kendisidir.
Ruhunu satmadan bir tapınak rahibesi, erkek eli değmemiş kendi kendisinin kutsal fahişesi; isimsiz, nasıl da çevirmiştir başını bana, zümrüt gözleri günahla bakar her bir köşe bucağıma."