Substack

1 üye
Takip
toplumsal bellek, bireysel hikâyelerden oluşur... ernaux’nun annesi, birinci dünya savaşı sırasında doğmuş, ikinci dünya savaşı sırasında anne olmuş, “bir kadın için evlenmenin ölüm kalım meselesi
Substack
Bir topluluk içinde anlam bulmak bana çok iyi geliyor. Bağ kurmak, dokunmak, başkalarının tanışmasına vesile olmak, nefes alacak alanlar açmak. Ben de böyle nefes alıyorum. Bu sene benim hem kendi sesime hem diğer insanların sesine kulak verdiğim, iş yapma biçimimi sahiplendiğim, kendimi olduğum gibi ortaya koymaya çalıştığım bir sene. … Onlara kendilerini özel ve güvende hissedecekleri alanlar yaratmaya çalışıyorum. Çünkü burası artık sadece bana ait değil. Ben zamanı yavaşlatan etkinlikleri seviyorum. Çocukken zamanı algılayış biçimimize dönmek çok iyi geliyor, hiç bir şey hesaplamamak, verimli olmaya çalışmamak… Sürekli uyarana maruz kaldığımız ve sürekli yetersiz hissettiğimiz bir düzende aslında yalnız olmadığımızı, bizim gibi ihtiyaçları, korkuları, merakları olan insanlar olduğunu görebilmek. Konuştuğunda duyulduğunu bilmek, görünür ve değerli hissetmek. Seni tanıyan insanlardan uzakta belki farklı bir personayla o topluluğun içinde var olabilmek (yargılanmayacağını bilerek). Normal akışında denk gelmeyeceğin insanların çocukluğunu dinlemek ve aynı şeylere heyecanlandığını keşfetmek. Gerçekten çok seviyorum topluluk ruhunu. }substack-Bade/ @beklemesalonu
Substack
Reklam
gerçekler sizi özgürleştirir ama önce öfkelendirir... Yazar: Gloria Steinem -ELİF DOĞAN
Substack
Bu duyguyu seviyorum. Yüzümde ılık sonbahar yağmurunu hissederken her şey mümkünmüş, her şeyi yapabilirmişim gibi geliyor bana. Ve tuhaf olmanın gerçekten de muhteşem olabileceğini anlıyorum bir kez daha. Ziggy Stardust, belki de Bowie gezegeninin küçük prensiydi. Bize erkek ya da kadın, güzel ya da çirkin, zengin ya da fakir, büyük ya da küçük olmak zorunda olmadığımızı söylemişti. Olduğumuz gibi kabul göreceğimizi… Olduğumuz gibi sevilebileceğimizi… Ama bizi kimin seveceğini söylememişti. küçücük bir göktaşından ibaret olan gezegenimde yaşıyordum kendi kendime. Benim yalnız gezegenimdi… Ve ben orada yetiştirdiğim çiçeklere şarkılar dinletir ve tek kişilik piknikler yaparken, kendim gibi tuhaf biriyle tanışacağım günün özlemini çekiyordum gizli gizli. Keşke o günlere dönebilseydim. Keşke kendime acının sonsuza dek sürmeyeceğini ve hep özlemini çektiğim o tuhaf insana sonunda kavuşacağımı söyleseydim. Keşke kendime “Sende yanlış olan hiçbir şey yok,” diyebilseydim. Keşke Bowie bunu söylediğinde ona gerçekten inanabilseydim. Ama onun yerine, hem inatla tuhaf olmaya hem de içten içe kendimden nefret etmeye devam etmiştim. Karşımıza çıkan insanlar (ya da uzaylılar) bir ayna oluyor bizim için. Bize zarar verenler için de, bize iyi gelenler için de söyleyebilirim bunu. Onların gözlerinde gördüğümüz kendi yansımamız kendimiz ve hayat hakkında çok şey söylüyor bize. Ben kendimi başkalarında buldum hep, onların gözlerindeki yansımamda gerçek anlamda görebildim kendimi. Şimdiyse olduğum gibi kabul edildiğim bir yerdeyim ve sanki yıldız tozu yağıyor üzerime… }substack- patti kahve yapıyor/ Zeynep Alpaslan
Substack

Substack Konusuna Benzer öneriler

#
#ihhgünlükler3 üye · 5 yeni gönderi
Takip
Felsefe ve Düşünce1.046 üye · 39 yeni gönderi
Takip
Atatürk1.343 üye · 10 yeni gönderi
Takip
...yakın arkadaşlar yabancılara ve yabancılar yakın arkadaşlara dönüşüyor bazen. }patti kahve yapıyor- Zeynep Alpaslan
Substack
Reklam
Reklam