İbn-i Kayyim el-Cevziyye ise şunları söylemekte-dir: "Tağut; kendisine ibadet edilme, bağlanılma ve itaat edilme noktasında haddini aşan kul demektir. İnsanların tağutu, Allah ve Resûlü'nün kanunlarıyla hükumetmeyen, Allah'tan başka kendisine muhakeme olunan, ibadet edi-len ve Allah'ın emrine dayanmaksızın, Allah'a itaat etmek-sizin kendisine tabii olunanlardır. Bunları düşünür ve in-sanların durumlarına bakarsan, insanların çoğunun Allah'a değil tağutlara ibadet ettiğini, Allah ve Resûlü'nün hüküm-lerine değil tağutların hükümlerine muhakeme olduklarını, Allah ve Resûlüne değil, tağuta itaat edip tabii olduklarını görürsün."
Kurtubi bir başka yerde şöyle dedi:
"Tağutu reddedin", demek; "şeytan, kâhin, put ve bunlar gibi Allahu Teâlâ dan başka ibadet edilen ve sapıklığa çağı-ran her şeyi terkedin" demektir." (Kurtubi tefsiri c: 9 s: 10)
Lâ İlâhe illallah davası, yani; teşri (kanun koyma) insan hayatını yönlendirici emir ve yasaklar bildirme, ibadet ve itaat edilme hakkını sadece Allahu Teâlâ'ya verme, O'ndan başka bu haklara sahip olduğunu iddia eden sahte ilah ve tağutları reddetmekti, İşte bu davayı yüklenmiş olan ve sahih yolla ismi bildirilen nebi ve Rasullere ismiyle, ismi bildirilmeyenlere ise genel olarak iman, imanın önemli bir şartıdır.