Sonra tekrar Serafima’nın karşısına oturdu. Kız sanki daha da şişmişti, birer topu andıran memeleri, kıpkırmızı ipek kumaşı hışırdatarak ağır ağır yukarı kalkıp iniyordu; küçük, yuvarlak ağzı yorgun bir biçimde açılıyordu; sosise benzeyen parmaklarının arasında topak halinde bembeyaz bir mendil tutuyor, bununla sık sık terli şakaklarını siliyordu. Pembe gözleri gülümsüyor, eriyordu; Mironov, kızın terinin ağda gibi koyu, yapış yapış olduğunu, ne sivrisineklerin ne de pirelerin onun lastik gibi derisini ısırmaya kesinlikle cesaret edemeyeceklerini düşünüyordu.